“Felsefe Mecmuası”: Her on beş günde bir, geçen on beş günün en mühim meseleyi felsefiye ve ictimaiyesini tetkik ve tahlil eder ve tahaddüs edecek misali(?) sairenin de ciheti ilmiye ve felsefiyesini nazarı dikkate alarak vatandaşlarını tenvir eylemeyi mesleğinin tatminatından addeyler.
* * *
Bu günlerde herkesi işgal eden; vatan dostlarını, Osmanlılık muhiblerini şiddetle düşündüren bir mesele var ki o da günden güne daha kavi ve tereddütsüz hutuvat ile bizi boğmak isteyen; gerek ticaret, gerek siyasetçe hayatımız bahasına temini hayat ve istikbale çalışan; ecanibe mağlup olmamak meselesidir.
Yaşamak isteyen Osmanlılığın her ferdi bunu düşünmeli, buna bir çareyi acil bulmaya çalışmalıdır. Biz meseleyi bu yolda muhakemeye başladığımız için, temini mevcudiyeti ikaına vasıta olmak üzere millileşmek tavsiye eyleyen refikayı muhteremeye arzı minnetdari ederiz.
Şu kadar ki koca bir milletin hayat ve mematına taalluk eden meselede tetkikat ve taharriyatı ciddiye icrası, hatta münakaşatı şedide cereyanı lazımulebed olduğu için evvela millileşmenin ne demek olduğunu tetkik ve tahkik etmek iktiza eder.
“Milli”nin manayı haziresini hiç kimse doğrudan doğruya tarif etmediği için bu hususta ancak vaki olan tezahürattan bir mana çıkarmak icabediyor.
Bu güne kadar millileşmek namına bazı bikes neşriyattan başka bir şey yapılmadı. Ve bilmeliyiz ki bu yapılmamanın sebebi münhasıran yapılmamaktır.
İsmimizi Ahmet’ten Gökalp’e, Hasan’dan Karataş’a tahvil etmekle millileşeceğimiz zannedenler, milletin ancak muzır ve muhteris cehlini, riyakar ve müdahanacı sayi beyhudesini istiare etmiş oluyorlar. Doğru ve mataini düşünenlerce millet bu olmadığı gibi millileşmek de bu değildir.
Gerçi millet milletin secayayı makbule ve memduhasını ihya ve ikame demek dahi olsa secayayı maziye ile secayayı haliyeden hangisini ikame ve hangisini amade etmek lazım geleceği de ayrıca bir meseleyi mühime halini alır.
Türklüğün vaktiyle pek makbul addedilmiş bazı evsafı vardır ki bugün onlar müthiş birer nakisedir. Onları ihyaya değil imhaya çalışmalı, sahayı tatbike çıkarmaktan ziyade amakı(derinlikler) tarihine defnetmeli… Mesela akıncılık, daima muharip geçinmek için göçebelik, ticaret ve faizcilikten nefret vesaire… Hep bunlar dünün meziyetleri, fakat bugünün nakıseleridir.
Eğer dünkü secayayı ırkiye ve mezayayı milliyemiz şayanı takdir bir şey olsaydı bu gün bu halde bulunmazdık… Bunu unutmamalı ve hatta düşünmeli ki “aynı sebepler aynı neticeleri tevellüd ederler” kanunu layetegayyer(değişmez, bozulmaz) mucibince dünkü milletimizin bugünkü ihyası, yarınki felaketimizin mukaddemesini hazırlamaktan başka bir şey olamaz.
Bu ciheti biraz daha izah edelim: Balkan Harbi’nin esbab ve müesseratı ırkiyesi tahlil olunursa hayretlerle görülür ki sebebi mağlubiyet; milliyetten uzaklaşmamız değil, bilakis milliyetin amakına saplanıp kalmamızdır. Bugünkü tembellik, bugünkü teşebbüssüzlük, bugünkü medeniyetsizlik, bugünkü siyasi ahlaksızlık, tamamiyle dünkü gururu milliyenin, dünkü akıncılığın, dünkü göçebeliğin, dünkü yeniçeri kavgalarının ancak isimlerini değiştirmiş şekilleridir.
Ve milliyet namına ancak bunlara malikiz. Milliyet mazimizde ne bu günün sebebi galibiyeti olan zeka, istidadı ticaret, temeddünü akvam var, ne de arz ve avzdan salim bir içtimaiyet, bir ahlak, bir siyaset var!.. Sözlerimize inanmayanlar serapa kıtal ile, idam ile, kaştayı tıg ile siyaset edilenlerle, kardeş, ana baba katilleriyle, asırlarca uzayan yeniçeri kavgalarıyla, isyan, ihtilal, eşkıya gürültüleriyle malamal olan tarihimizle bu hüccet behreyi istibdadı mütalaa etsinler. Sanat ve adat noktayı nazarından da aynı netayice destres olmak tabiidir. Millilik diye isterseniz elbisemizi, evlerimizi, lisanımızı terk edelim. Yine eskisi gibi çakşır ve kavuk giyelim, damlarda, çadırlarda oturalım, Fatih’in huzurunda bir ayağı çarıklının söylediği gibi cesur hükümdarı da “devletli hünkar hanginizdir!” diyelim. Eğer bunlardan bir faydayı içtimaiye, bir tefevvuku kavmi istihsali mümkünse hiç beklemeyelim… Fakat buna “evet” diyecek bir sahibi izan mevcud mudur?
Terakkiyatı dimağiyye muhitin tesirine tabi olduğu gibi, terakkiyatı muhitiyede dimağın kesbedeceği refetle(yücelme)merhamet?)) mümkündür. Evde oturmayı öğrenen bir kafa tekrar çadıra avdet edemeyecği gibi, opera dinlemeye alışmış bir kulak da artık peşrev dinleyemez. Farzı muhal olarak bu irtica kabil olsa da bundan fayda değil zarar beklemek lazımdır. Dün Turan o kaba ve şumulsüz kelimatıyla tefhimi efkar edebilen dimağlar bugün aynı vasıta ile idareyi kelam edemezler. Müterakki dimağ müterakki lisan ister. Bugün Turan lisanını kabul ettirmek isteyenler en evvel Turan düşüncelerini tamim etmelidirler. Çünkü bu lisanda kılıç çekmek, ata binmek fillerinin tabiratı olsa da bire iki kazanmanın tabiratı yoktur. Halbuki zamanımızda ikinci kısım tabirata daha ziyade ihtiyaç bulunduğu asla inkar edilemez.
Bu mütalaattan anlaşılıyor ki dünkü milliyetin yani şecayayi maziyenin bugün ihyası müfit değil, muzır olur.
Bugünkü milliyete gelince burada biraz nefes almak gerekir. Bugün halkda bir milliyet husule getirmek için de askerlikten muharrirliğe bozmuş birkaç mesleksizin veyahut ismini bir şekil Turaniye tahvil ederek alemi matbuane atılmış basit ve imlasız birkaç çocuğun dedikodusundan ziyade, dur-endiş, tecrübe dide ve cidden mütalaası ziyade muharrirlerin tetkikatı ciddiyelerine ihtiyaç vardır.
Millette “hususiyeti milliye” hasıl etmek lazımdır. Bu ise “hususiyeti firye”nin bir mahsulesidir. Hususiyeti ferdiye de vasi bir hürriyet, bir istiklali efkar, metin bir teşebbüsü şahsi sayesinde inkişaf eder.
Bu hususta en evvel her türlü istibdadtan kurtulmak lazımdır. Mazi gibi milliyet de istibdadtır. Bunlardan halas olunmadıkça hakiki “hususiyeti ferdiye” tezahür edemez. Binaenaleyh en evvel milleti maziden sıyrılmak, zamanın ihtiyacıyla mütenasip efkarı hedefi azimet ittihaz etmek iktiza eder.
Şu halde biz; milliyet yerine “gayeyi hayal” ikame etmek fikrindeyiz. Ve zannederiz ki millileşmek davasının ciddi müddeileri de gayeyi hayal yahut tabiri cedidiyle “mefkure” diyecek yerde “milliyet” kelimesini kullanmışlardır. Çünkü Türklüğü kurtaracak şey mutlaka bir gayeyi hayaldir. Avrupalılaşmak, medeni ve müterakki olmak gayeyi hayalidir. Bu gayeyi hayali milliyetimize değil, bilakis milliyetimizi bu gayeyi hayale takribe çalışmalıyız.
Not: Bu yazı, 1913’te, Felsefe Mecmuası, Birinci cilt, s. 3-5’de yayımlanmıştır.