Uluslaşma Amacı
Bu günlerde herkesi işgal eden; vatan dostlarını, Osmanlılık dostlarını şiddetle düşündüren bir mesele var ki o da günden güne daha güçlü ve kesin adımlar ile bizi boğmak isteyen; gerek ticaret, gerek siyasetçe hayatımız bahasına (kendine) hayat ve gelecek sağlamaya çalışan; yabancılara mağlup olmamak meselesidir.
Yaşamak isteyen Osmanlılığın her bireyi bunu düşünmeli, buna bir acil çare bulmaya çalışmalıdır. Biz meseleyi bu yolda düşünmeye başladığımız için, var olmanın dayanağının sağlanmasının aracı olmak üzere uluslaşmayı öğütleyen sayın arkadaşlara bu iyilikleri için saygılar sunarız.
Şu kadar ki koca bir milletin ölüm ve kalımını ilgilendiren bu meselede ciddi araştırma ve inceleme yapılması, hatta sonuna kadar şiddetli tartışmalar yapılması gerekli olduğu için önce uluslaşmanın ne demek olduğunu araştırmak ve incelemek gerekir.
“Ulusal”ın güncel bugünkü anlamını hiç kimse doğrudan doğruya tanımlamadığı için bu konuda ancak ortalıkta yapılmakta olanlardan bir anlam çıkarmak gerekiyor.
Bu güne kadar uluslaşmak adına bazı imzasız yayınlardan başka bir şey yapılmadı. Ve bilmeliyiz ki bu yapılmamanın nedeni özellikle yapılmamaktır.
İsmimizi Ahmet’ten Gökalp’e, Hasan’dan Karataş’a çevirmekle uluslaşacağımızı sananlar, milletin ancak zararlı ve hırslı cahilliğini, yalancı ve dalkavukça boş emeklerini eğretilemiş oluyorlar. Doğru ve ustalıkla düşünenlerce ulus bu olmadığı gibi uluslaşmak da bu değildir.
Gerçi ulus milletin beğenilen ve övülen karakterlerini canlandırmak ve sürdürmek demek de olsa geleceğin karakterleri ile bugünün karakterlerinden hangisinin bir diğerinin yerini alacağı ve hangisini hazırlamak gerekeceği de ayrıca bir önemli mesele halini alır.
Türklüğün vaktiyle pek değerli sayılmış bazı nitelikleri vardır ki bugün onlar müthiş birer eksikliktir. Onları canlandırmaya değil yok etmeye çalışmalı, uygulama alanına çıkarmaktan çok tarihin derinliklerine gömmeliyiz… Mesela akıncılık, daima savaşçı geçinmek için göçebelik, ticaret ve faizcilikten nefret vesaire… Hep bunlar dünün özellikleri, fakat bugünün eksiklikleridir.
Eğer dünkü ırk karakterleri ve milli özellikler takdire değer bir şey olsaydı bu gün bu durumda bulunmazdık… Bunu unutmamalı ve hatta düşünmeli ki “aynı sebepler aynı sonuçları doğururlar” değişmez yasası gereğince dünkü milletimizin bugün canlandırılması, yarınki felaketimizin girişini hazırlamaktan başka bir şey olamaz.
Bu tarafı biraz daha açalım: Balkan Harbi’nin sebepleri ve ırksal etkileri incelenirse hayretlerle görülür ki yenilgi sebebi; ulus olmaktan uzaklaşmamız değil, tersine ulusun derinine saplanıp kalmamızdır. Bugünkü tembellik, bugünkü girişimsizlik, bugünkü medeniyetsizlik, bugünkü siyasi ahlaksızlık, tamamiyle dünkü ulusal gururun, dünkü akıncılığın, dünkü göçebeliğin, dünkü yeniçeri kavgalarının ancak isimlerini değiştirmiş şekilleridir.
Ve ulus namına ancak bunlara sahibiz. Ulus olma mazimizde ne bu günün üstün gelmelerine neden olan zeka, ticaret yeteneği, uygar toplum var, ne de arz ve talep bakımından sağlam bir toplum, bir ahlak, bir siyaset var!.. Sözlerimize inanmayanlar baştanbaşa ölümüne kavgalar ile, idam ile, kılıçla deri yüzerek devlet yönetmekle, kardeş, ana baba katilleriyle, asırlarca uzayan yeniçeri kavgalarıyla, isyan, ihtilal, eşkıya gürültüleriyle dolu olan tarihimizle bu baskı yönetimi kanıtlarından paylarına düşeni düşünsünler. Sanat ve görenekler bakış açısından da aynı sonuçlara ulaşmak doğaldır. Ulusallık diye isterseniz elbisemizi, evlerimizi, dilimizi terk edelim. Yine eskisi gibi çakşır ve kavuk giyelim, damlarda, çadırlarda oturalım, Fatih’in huzurunda bir ayağı çarıklının söylediği gibi cesur hükümdara da “devletli hünkar hanginizdir!” diyelim. Eğer bunlardan bir toplumsal yarar, bir üstün toplum üretmek mümkünse hiç beklemeyelim… Fakat buna “evet” diyecek bir akıl sahibi var mıdır?
Kafanın içinin gelişimi çevrenin etkilerine tabi olduğu gibi, çevrenin gelişimi de kafanın içinin kazanacağı düzeyle mümkündür. Evde oturmayı öğrenen bir kafa tekrar çadıra geri dönmeyeceği gibi, opera dinlemeye alışmış bir kulak da artık peşrev dinleyemez. Olacağı yok ama diyelim ki bu geri gidiş olabilse de bundan yarar değil zarar beklemek gerekir. Dün Turan o kaba ve kapsamsız sözcükleriyle düşünceleri anlatabilen beyinler bugün aynı araçla söz söylemeyi beceremezler. Gelişmiş beyin gelişmiş dil ister. Bugün Turan dilini kabul ettirmek isteyenler en önce Turan düşüncelerini herkese iletmelidirler. Çünkü bu dilde kılıç çekmek, ata binmek fiillerinin kavramları olsa da bire iki kazanmanın kavramı yoktur. Oysa zamanımızda ikinci kısım kavramlara daha çok ihtiyaç bulunduğu asla inkar edilemez.
Bu düşüncelerden anlaşılıyor ki dünkü ulusun yani eski karakterlerin bugün yaşatılması yararlı değil, zararlı olur.
Bugünkü ulus olamaya gelince burada biraz nefes almak gerekir. Bugün halktan bir ulus oluşturmak için de askerlikten yazarlığa bozmuş birkaç mesleksizin veyahut ismini bir şekil Turan diline çevirerek basın alemine atılmış basit ve doğru yazmaktan yoksun birkaç çocuğun dedikodusundan çok, öngörülü, görmüş-geçirmiş ve cidden çok düşünceli yazarların ciddi incelemelerine ihtiyaç vardır.
Millette “ulusal özellikler” oluşturmak gerekir. Bu ise “yalan özellikler”in bir ürünüdür. Bireysel özellikler geniş bir özgürlük, bir bağımsız düşünce, güçlü bir bireysel girişim sayesinde gelişir.
Bu konuda en önce her türlü baskıdan kurtulmak gerekir. Geçmiş gibi ulus olmak da zor kullanma ve baskıdır. Bunlardan kurtulunmadıkça gerçek “bireysel özgürlük” meydana gelemez. Buna karşılık en önce milletin geçmişinden sıyrılmak, zamanın ihtiyacıyla uyumlu düşünceleri varılacak hedef kabul etmek gerekir.
Şu halde biz; ulus yerine “tasarlanmış amaç”ı koymak düşüncesindeyiz. Ve sanıyoruz ki uluslaşmak davasında ciddi olarak diretenler de tasarlanmış amaç yahut yeni deyimiyle “ülkü” diyecek yerde “milliyet” kelimesini kullanmışlardır. Çünkü Türklüğü kurtaracak şey mutlaka bir tasarlanan amaçtır. Avrupalılaşmak, uygar ve ilerlemiş olmak tasarlanmış amacıdır. Tasarlanmış bu amacı ulus olmaya değil, tersine milliyetimizi bu amaçlanan tasarıya yaklaştırmaya çalışmalıyız.
Teşekkürler bunu paylaştığın için.Senden çok şey öğreniyorum.Bu da bana çok keyif veriyor. Sevgi ve selamlar. Handan
BeğenBeğen