Kurucu Meclis”in (Büyük Millet Meclisi-BMM) eski yazı açık ve gizli oturum tutanakları günümüz Türkçesine aktarılıp eksiksiz yayınlansa, “milli tarih”i anlamak için başka “resmi” belgeye ihtiyaç kalmaz” (bkz. “30 Ağustos “ZAFER” Gününde Kurucu Meclis Ne Konuşuyor” (talatulusoy.com)) cümlesiyle bir hatırlatma notu düşmüşüm geçmişte.

Bu yazıda kısa alıntılarla, “Büyük Taarruz”dan alt ay kadar evvel İtilâf Devletleri’nden gelen “ateşkes” ve “barış” görüşmelerine başlanması önerisinin BMM’deki tartışmalarından kısa pasajlar aktaracağım. Merak edenler, (www.tbmm.gov.tr) sitesinde, “T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 32nci İnikat, 2, 3 ncü Celse, 22 Nisan 1338 (1922)”  tutanaklarından tamamına ulaşabilir.

                                                                         *       *       *

Malûm, kimi memleketlerde barış kelimesi “lanetli”dir, savaş ise her bakımdan “kutsal”dır.

O memleketlerde topraklar “kanla sulanır”, toprağa düşene “şehit”, sağ kalana “gazi” denir, her ikisinin de mekânı cennet olur…

Fetih ve şehitlik”e tapılan yerlerde barış isteyenin adı “hain”dir, onların yeri “mahsus mahal” (özel mekân) dedikleri zindandır.

Kimi memleketlerde “savaşa karşı barış” istemek “aman dilemek”tir, “erkekliğe sığmaz!

O memleketlerde tarih kitapları barışa karşı zaferlerle övünür, “barış” ise yerilir…

                                                                        *       *       *

30 Ağustos’ta “Büyük Taarruz”a kalkışmadan evvel, barış için “ateşkes ve barış” çağrıları yapıldığını eğitim hayatı boyunca herhangi bir “resmi tarih” kitabında okuyanımız var mı?

Haydi ilk ve orta öğretimde “çocuk bunlar, kafaları karışmasın, kötü yola düşmesin” diye okutmadılar; bir zamana kadar yüksek öğretimin son senesinde “İnkılâp Tarihi” diye okutulan baraj dersinde de geçmezdi…

Kurtuluş’un bir “barış anlaşması” ile sonuçlanabileceğinin pek anlatılmayan hikâyesi, bir “barışa karşı savaş” hikâyesidir…

                                                                      *       *       *

Tarih 22 Nisan 1922’dir. Büyük Millet Meclisi’nin 32. gizli oturumunda tek gündem maddesi vardır ve  “Düveli mutelifeye (İtilâf Devleri) verilecek cevabi nota hakkında”dır. Elli gün (!) evvel gelen “ateşkes” önerisine cevap verilecektir.

 “3 Mart 1922 tarihli mütareke (ateşkes) notasında üç devlet hariciye nazırları (İngiltere, Fransa, İtalya dışişleri bakanları) muhasamatın (düşmanlık) derhal tatilini (durdurulması) musırrane (ısrarla) tavsiye ederken «Şarkı Karib’de (Yakındoğu) sulhu iade etmek ve yeniden can ve mal zayii (kayıp) etmeden Asyayı Suğra’nın (Küçük Asya, Anadolu) tahliyesi için teklifatta (önerilerde) bulunabilmek» maksadını takip eylediklerini” bildirirler. (s.275)

26 Mart 1922 tarihli bir nota daha gelmiştir ve bu nota “barışın esasları”na dairdir:

Mütarekenin «Yunan kuvvetleri tarafından Küçük Asya’yı barışçı barış yolunda boşaltılmasını ve buraların tamamı üzerinde Türk hâkimiyetinin iadesinin sağlanmasını temin etmek açık niyetiyle yapılmış olduğu» belirtilir.(s.275)

Birinci Dünya Savaşı galibi İtilâf Devletleri’ni “barış” teklifine sevk eden en temel etken, Rusya’da dört yıldır süren iç savaşta Kızıl Ordu’nun galibiyetini kesinleşmesi olabilir. Bu galibiyet ertesinde Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin daha geniş alanlarda etkili olma endişesi ve anavatanlarındaki toplumsal kaynamalar, İtilâf Devletleri’ni barış teklifine sevk etmiş olabilir. Bir savaşta sıkışan tarafın barışa mecbur hale gelmesi, karşı tarafın lehine önemli bir kozdur, büyük ihtimalle anlaşma maddelerinde kazanım şansını artırır.

Ankara, 5 Nisan 1922 tarihli notaya cevaben Fransa, Büyük Britanya, İtalya Hükümetleri tarafından gönderilmiş olan 15 Nisan 1922 tarihli müşterek notayı aldığını bildirir.

BMM bu gizli oturumda verilecek cevabı tartışmaya başlar, ancak cevapta geç kalınmıştır. Tartışma buradan başlar:

Söz Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey’dedir (1):

Efendiler,.. cevabi nota dört beş sahifeden ibaret bir şeydir… Bunun hakkında hemen söz söylemek için zannediyorum ki iki saat olsun düşünmek lâzımdır… Zannediyorum ki efendiler, bana cevaben Hükümet çıkıp diyecek ki bu cevap geç kaldı, her halde bu akşam gitmesi lazımdır… Böyle emri vakilerle Meclis’ten çıkarmayalım.” (s.274)

Ardından Dışişleri bakanı Yusuf Kemal Bey (2) cevap taslağını okumaya başlar, altı çizilesi satırlar şöyledir:

26 Mart 1922 tarihli barışın esasları notasında da “ateşkesin Yunan Kuvvetleri tarafından Küçük Asya’nın barışçı yoldan boşaltılmasını ve bu yerlerin bütünü üzerinde Türk hâkimiyetinin geri verilmesinin sağlanması açık niyetiyle yapılmış olduğu” (s.275) hatırlatıldıktan sonra meselenin özüne gelinir:

Barışçı boşaltma şartlarını genel olarak kabulden sonra geciktirilmesini uygun bulmamakta ne derece mazur olduğunu ittifak halindeki devletlerin kolayca teslim edeceğini hükümetim kuvvetle ümit eder. Hükümetimin boşaltma konusundaki görüşü kabul olunduğu takdirde 26 Mart 1922 tarihli notadaki davete bağlı olarak barış şartlarını incelemek için delegelerini göndermeğe amade olduğunu evvelde de bildirmek şerefine erişmiştim. Ancak …” (s.276)

Bu “ancak” nereye varır?

Barış görüşmelerine başlanması için “Ateşkes, Anadolu’nun boşaltılması ve barış şartlarının görüşülmesi” teklifine karşı, Ankara’nın“Ateşkes ve derhal boşaltma” teklifine varır dayanır.

Gizli oturuma ara verildikten sonra üçüncü oturuma geçilir. İlk söz Edirne mebusu Şeref Bey’indir (3):

Daha ilk notanın metnini okuduğumuz zaman bunun içinde iyi niyet içerip içermediğini anlarız… Siyaset dünyasında (adet)… daima yapmayacağı işi yapacağım diye söylemek ve yapacağı işi gizlemek olduğuna göre siyasî notalar, daima, her tarafa çekilen lastikli sözlerle yazılır – bu bir kaidedir – … Bu (cevabi nota), siyasî bir lisan ile yazılmış bir nota değildir… (Cevabi) Notada, «Hristiyan azınlıkları korumak konusunda insani mesaileri (çalışmaları)…»(diyor). Bendeniz onu insani bir çalışma olarak kabul ve arzu etmiyorum. «İnsaniyet» kelimesini oradan kaldırıp yalnız «mesaileri» denince nota olgunlaşmış olur.” (s.278)

Bu sözlere Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey de (4) katılır:

Beyefendi açıkladılar. «Mesaileri» şeklinde düzeltilmesini teklif edecektim.”(s.279)

İnsani” kelimesi, niye rahatsız etmiştir bu iki vekili? Hristiyan vatandaşlarımız “insani” muameleye lâyık değil midir?

Bu yaklaşımlara karşılık Malatya mebusu Lütfi Bey (5) barışa meyillidir:

Esasen bunların bizi tabi tutmak istedikleri oyalama siyasetinden, geciktirme siyasetinden son derecede kaçınmak lâzım gelecek iken biz şimdi bunlardan yetkili temsilciler istemek suretiyle meseleyi büsbütün geciktirmiş olacağız… Aylar geçecek, bizden istedikleri altı ay ateşkesin dört beş ayı geçecek ve bir şey neticelenmeyecek….” (s.279)

Meseleye “barış” isteğiyle olumlu açıdan bakmaya çalışan başka mebuslar da vardır:

Sivas mebusu Mustafa Taki Efendi (6): “Baksanıza «Trakya ve Küçük Asya’yın zengin ve meşhur arazisinden mahrum etmek için harp etmiyoruz.»  (diyorlar) … Burada Anadolu’yu boşaltmayacağız demiyor. Anadolu’yu boşaltacağız diyorlar…” (s.280)

Bir diğer “barış” yanlısı ise Emir Paşa’dır (Sivas) (7):

Barış’a (masasına) oturmadan İtilâf Devletleri’ne bunda (derhal boşatmada) ısrar etmek acaba bir zayıflık doğurur mu? Yani barış yapmamak gibi bir düşünceyi çağrıştırmasın, bendenizin maksadım budur… Burada ısrar kaydı koymak doğru değildir… Biz bunlara ne vakit olsa (Anadolu’yu) boşalttıracağız… Mademki bu hazırlık görüşmesidir, hazırlık olacağına göre burada ısrar kaydı koymak doğru değildir.., bunda ısrar etmemek fikrindeyim.” (s.281)

Ankara, cevabi notayı “derhal boşaltma” şartı üstüne kurmuştur. Emir Paşa’nın itirazı bunadır.

Dışişleri bakanı Yusuf Kemal Bey cevap verir:

Emir Paşa Hazretleri tahliye hakkındaki ısrarı uygun bulmuyorum, buyurdular, sebep olarak da üstü kapalı bizim aczimizi gösterir dediler. Halbuki biz (derhal) boşaltılmasında ısrar etmekle diyoruz ki siz mademki bize karşı mal, can kaybetmeden boşalttıracağız dediniz, öyle ise boşalttırın diyoruz… Bunda ısrar etmekle zayıflığımızdan çok kuvvetimizi göstermek istiyoruz…” (s.282-283)

Emir Paşa ısrarlıdır: “Boşalttırmada kimsenin yardımına ihtiyaç duymaksızın boşalttırma kudretine sahip olduğumuz halde boşalttırmak için bu ısrar edişimiz hoşuma gitmiyor” (284) uyarısına cevap şudur:

 Yusuf Kemal Bey: “Ordunun mütalâası Başkumandanlığın Hükümete verdiği izahata göre (derhal) boşalttırılmazsa ateşkesi kabul edemeyiz, bu kesin olarak ve tümüyle menfaatımıza, arzumuza uygun değildir.”(284)

Menfaatımız ve arzumuz ne ola ki?!

Emir Paşa bu sözler üzerine daha net konuşur: “Bu barışı kabul etmemek …”tir!(284)

Genç Yusuf Kemal Bey, Emir Paşa’nın karşısında sıkışır:

Notamızda.., fevkalâde barışçı gözükmekte, mümkün olduğu mertebede barışa hazır olmakla beraber, kararımızdan dönmeyeceğimizi ima etmekle beraber her halde gerek şimdi; gerek gelecekte haysiyetimize gelebilecek ufak şeyleri düşünmek… lâzım.” (s.284)

Hüseyin Avni Bey en zayıf halkayı yakalar:

Efendim, şimdi Hariciye Vekili Beyefendi de buyurdular : Ordu kesin olarak tahliye esasını kabul etmiştir… Hariciye Vekili Bey; ordu alettir, ordudan fikir alınmaz, fikir meclisindir, ordu mecburdur…” (285)

Yusuf Kemal Bey baklayı ağzından çıkarır:

Her şeyi ehline bırakmalıdır. Her şey hakkında karar vermeden evvel muhakkak milletin hayatı ve mematını elinde tutan ordunun reyi alınmadan, hangi Heyeti Vekilenin; hangi Meclisin “nafiz-ül emr”i (emrini dinlemek) uygun olur?.. Rica ederim, burada ordu dediğiniz Başkumandanlıktır, ordu dediğimiz Erkânı Harbiye Riyasetidir, ordu dediğimiz Müdafaai Milliye Vekâletidir…Başkumandanlığı cümlesinin başına getirdik, ne için?..”(s.285)

Sözün tükendiği yerdir, gizli oturum burada kapanır. Söz silâhın ve silâhlınındır.

                                                        *       *       *

Seçim sizin: Eğer barış olsaydı, çok dilli, çok dinli “Güzel İzmir” kül olur muydu?

Foto: Yangından evvel Rıhtım…

  • Hüseyin Avni Bey  (1887-1948): Meclisi Mebusan ve BMM’de Erzurum mebusu, İkinci Grup’un önde gelenlerindir. İzmir Suikastı’ndan dolayı İstiklâl Mahkemelerinde yargılandı.
  • Yusuf Kemal (Tengirşenk) (1898-1933): Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Kastamonu mebusu. Ankara’ya gelerek MM’ye katıldı. Hariciye Vekili Bekir Sami Bey’in ardından 15 Mayıs 1921 tarihinde Hariciye Vekili oldu.
  • Şeref Aykut (1874-1939): Son Meclis-i Mebusan ve BMM’de Edirne mebusu. Savaş ve tehcir suçlarından dolayı Malta’ya sürülenlerdendir. Sürgünden kurtulduktan sonra Edirne milletvekili olarak TBMM’ye katılmıştır.
  • Hasan Fehmi (Ataç) (1879-1961): Meclisi Mebusan’da Gümüşhane mebusu oldu. TBMM’nin 1. Döneminden 8. Dönem sonuna kadar da yine Gümüşhane milletvekilliği yaptı. Maliye Vekilliği’nde bulundu(24 Nisan 1922-2 Ocak 1924). Maliyeden hiç anlamadığı,  Ermeni emvali metrukesi ile zengin olduğu, orduya iki teneke altın bağışladığı rivayetleriyle tanınır.
  • Lütfi Evliyaoğlu:  (1867-1923): BMM Malatya mebusu.
  • Mustafa Taki (1873-1925): BMM Sivas mebusu.
  • Emir (Marşan) Paşa (1860-1938): Çerkes’tir, sivil paşadır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası Sivas il başkanlığı yapar. Yakını Bekir Sami’nin ısrarıyla mebus olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s