(Rumi 11 Ocak/ Miladi 24 Ocak 1919) tarihinde İzmir’in Müsavat gazetesinde yayınlanan aşağıdaki başyazıda, yüz yıllık Cumhuriyet’in resmi tarih yalanları dışında bir İttihat ve Terakki anlatımı var. O günleri yaşamış insanların kaleminden okuyacağımız bu yazı, geçmişle yüzleşebilmek ve eşit haklı yurttaşların ülkesine kavuşabilmek için yeniden düşünmek için belki bir kapı aralayabilir…

* * *

İttihat ve Terakki Nedir?

Bu soruyu bugün, büyük bir önem vererek sorduğu gibi, ileride, daha yüksek bir sesle soracak ve hâlâ savaştan sonra evrende var olan bütün insan ve milletler bunun ölüm dolu aslı ile pek çok ilgileneceklerdir. Çünkü bu soru, benzersiz bir tarihi felaketin en alçak kaynağını ortaya çıkarır. İttihat ve Terakki, iktidar geldiği tarihten,yıkılıp yıkılıp gittiği güne kadar bütün evrende olanlardan her durumda sorumlu bulunmaktadır. Çünkü yarın, bugünün tarihi yazıldığı gün milyonlarca masum insanın değer biçilemez uygarlığın bu kadar yıkımına neden olan Dünya Savaşı’nın sorumluluğunun bölüştürülmesinde de, bu kaynağın adına pek önemli mikdarda bir pay ayrılacağında şüphe yoktur.

Rumeli’nde güç kaybedilmesi, Arnavutluk sorunu, Trablusgarb ve en sonunda Balkan savaşlarının Dünya Savaşı’nın doğacağının uyarısında pek bütük etken olduklarını gelecekte tarih büyük bir önemle kaydeyleyecektir. Türkiye meselesi, Avrupa’nın genel dengesiyle ilgili olduğundan, bu meselelrin her birisi, kendisinden sonraki olayları doğurmuş ve etkili olmuştur.

Bundan dolayı İttihat ve Terakki’nin neden ibaret olduğuna toplu ve kapsamlı bir cevap verebilmek için böyle birkaç sütun yazı değil, belki büyük bir cilt yazmak gerekir. Bununla beraber, böyle birkaç makale ile bunun özünü ve kimliğinin ortaya konmasına çalışacağız.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kökü ve hakikatini, İttihat’ın dallarını üstlenmiş olanların büyük bir ekseriyeti de bilmez; çünkü bu cemiyetin zorbalığını hissetmek için, kimlik belirleme ve dış görünüşü alkışlamanın biricik ustasıdır. Bu bakımdan İttihat ve Terakki , bizce ne bir siyasi kuruluş ve ne de bir toplumsal bir araya geliştir: Bu, ancak birlik örtüsü altında istek ve amaçları olan bir  özel düzenlemeden ibarettir. Gördüğümüz örgütün dışı, genel merkezdeki askerlerin ve ileri gelenlerin durmaksızın kuvvet kudret sağladığı fabrikadan başka bir şey değildir.

Bu duygu ve sezgilerle İttihat ve Terakki, bütün milli güçleri kendi çevresinde toplamaya daima büyük bir önem vermiş ve icabına göre eylem ve hareketlerinde her vakit büyük bir çeşitlilik göstermiştir. Mesela başlangıçta parlamentoya taraftar iken, sonra parlamentoya karşı olmuştur… Anayasayı dilediği gibi değiştirmeye kalkışmıştır… Orduya kızdığı zaman din adamlarına ve din adamlarına kızdığı zaman da orduya yaslanmıştır.

Gençlik, Türkçülük ve İslam birliği… Bunların hiçbirisi de hakikatte İttihat ve Terakki için bir gaye olmamıştır. Zira kendi tabirlerince düşünce sahibi bir canlı bir siyaset; hiçbir vakitte kendini tek bir özel yönteme bağlayarak hareket etmeyi kabul etmez.

Asıl garibi şudur: İttihat ve Terakki, içerisini olduğu gibi, dışarısını da kandırmayı başaracağına veya başardığına inanırdı. İttihat ve Terakki, aşağı yukarı bir Cizvit teşkilatından başka bir şey değildir. İttihat’ın babalarının görüşüne göre bir amaç ve isteğe erişmeyi ve galip gelmeyi sağlayacak olan yol ve araçlardan başka bir şey yoktu. İttihatçıların namus anlayışına giremeyen bir şey varsa, o da toplumsal normlara ve halkın vicdanına uymaya duyulan samimiyettir. Amaca erişmek için –çoğunluğu darıltmamak üzere- kanunlara uygun bir yol ve araç varsa daha iyidir, eğer yoksa, kullanılan araçların toplumsal normlara ve halkın vicdanına uygun olup olmaması ve hatta müstehcen olması bile, önemsizdir. Onlar için önemli olan şudur; İttihat ve Terakki’nin zafer ve servet ile yaşamasıdır.

İslam birliği ile İngiltere’yi, Türklerin birliği ile Rusya’yı tehdide kalkışırlar. Dışarıda başarılı olamayınca, silahı içeriye çevirirler. Rumeli elden gidince, derhal propaganda başlar: “Rumeli zaten Anadolu’nun mezarıydı, bundan sonra çalışmalarını Anadoluya harcayabilecektir. “ Arabistan elden gider; yine derhal aynı şiddet silahı ve yalanlar işlemeye başlar; Anadolu’da Türkçülük propagandası devam eder. Afrika’da İslam birliği siyaseti rolünü oynamaya çalışır.

Alman’ın yanında din, ordunun yanında kılıç, gençlerin yanında uygarlık, ihtiyarların yanında geleneğe bağlılık… Özetle her kuvvetin ve her varlığın yanında onun ruh ve karakterine uygun gelecek bir ikiyüzlü kılık ile bulunmak İttihatçılarca büyük başarı aracıydı. Hatta gazeteleri bile, geçmişlerini pek çabuk unutarak , derhal bağımsız düşünceli ve vicdanı hür olurlar. Dün koca bir devenin parçalandığını hatırlarına getirmeyerek , bugün tarafsız görünümü altında kuzunun ayağını bahane ederek her tarafa saldırırlar.

 İttihat ve Terakki, görünüşte bir siyasi parti olmakla beraber, hiçbir vakitte hakiki bir siyasi varlık göstermemiştir, içerisi ve dışarısının baskısı karşısında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin içine girdiği başka bir kılıktır. Hakikatte genel merkezi her şeye egemen durumunu asla kaybetmemiş ve emir ve niyetini istediği biçimde yerine getirtmiştir.

İttihat ve Terakki durmadan özel hedefine varmak için daima şu silahları kullanmıştır: Propaganda, para, şefkat gösterisi, tehdit, sürgün ve idam! İttihat ve Terakki’nin kendisine zarar verebilecek olanlara karşı zerre kadar merhamet ve şefkati yoktu. (Kesemediğin eli öp de başına koy) atasözünü, İttihatçılar bütün millete benimsetmeyi her vakit bir görev bildiler. Böylece uyuşacak millet, kendilerine kötülük edemeyecek bir hale gelebilirlerdi.

Yedi asırlık baskı devirleri, milletin ruh ve seviyesini asla bozmamıştı, fakat on yıllık İttihatçı idaresi, herkesin ruhi durumunu gözler önüne sermiştir. İttihatçıların en büyük ihanetlerini, vatana ihanet ile beraber halkın ahlakında yaptıkları tahribatta aramalıdır. Fuhuş, yalan, karaborsacılık… Memleketi harap, vatanı yıkmak, yağmacılık, hukuk dışı baskılar ve kutsallığa ve maneviyata tecavüz hiçbir vakitte bugünkü durumunda olmamıştır. Kabakçı zorbası, hükümet ve saltanat devirdi, fakat ahlaka ve kamunun oyuna bu derece kast ile, memleketi manen ve maddeten uyumunu bozmadı. Kabakçı’dan sonra bu memleket yaşadı, fakat İttihatçılardan sonra vatan can çekişiyor.

Görülüyor ki, İttihatçılar hiçbir vakitte vatan yararına bir gaye sahibi olmamışlardır. Onlar hamiyet, vatan, din ve padişah gibi yüce duyguları kötüye kullanmışlar, özellikle kendi çıkar ve arzularına nefs ve emellerine adamışlardır.

İttihat ve Terakki’den sonra, din ve memleketin varlığı, İttihatçının fikrince bir başkasının üstesinden gelebileceği, hazmedebileceği kabil olmayan bir ilkedir. Ö İttihat ve Terakki; sonra vatan! Çünkü vatan, İttihat ve Terakki’nin çıkar ve zevklerine kucak kucak sermaye  taşımakla mükellef bir çiftlikten başka bir şey değildir.

Gelecel makalelerde işin bu yönleri daha da aydınlatılmaya çalışılacaktır.

Yorum bırakın