“Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”( Tevbe suresi, ayet 2)

“İstiklâl”, esas olarak bu ayetin emridir. “Hak dine uymayanlar” ile savaş “caiz”dir! Caiz, yani İslâm dini bakımdan yapılmasında sakınca olmayan,  izin verilen işlerdendir.

Osmanlı ta kuruluşundan beri ele geçirdiği topraklarda yaşayan (Müslüman olmayan) insanlarla “savaş”a bir şartla başvurmayacaktır: Her yıl haraç (cizye)[1]vermek şartıyla!

Sonunda Avrupa’nın da (isteyen emperyalizm diyebilir) baskısıyla tekrar yürürlüğe konulan Anayasa (Kanunu Esasi-KE), Müslüman olmayan tebaanın “cizye” vermesine engel maddeler içerdiği için Kur’an’ın yukarıdaki emri “artık” yerine getirilemeyecektir!

“Devleti Osmaniye tabiyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise (olsun-tu) bila istisna Osmanlı tabir olunur…” (Kanunu Esasi madde 8)

Üstelik, yine Anayasa’ya göre artık “ gâvur”a “gâvur” denilemeyecektir!

En yoksul, en alt tabakadan Müslüman Osmanlı bile, beş yüz yıldır kullanageldiği ve dinin emri olan bu “hak” elinden alındığında rahatsız olmuş, alışmakta zorlanmıştır. Bugün bile “gâvur” sıkça kullanıldığına göre alışamamıştır demek en doğrusu olur!

“Kırk yıllık Yani(s), olur mu Kâni” diye bir halk tekerlemesi vardır ya, işte bu o hesap.

Özetle: Bu topraklarda Meşrutiyet sadece “ilân” (1876) edilmiş, ama meşruti (anayasal) bir düzenin; her dinden ve her dilden Osmanlıların eşit haklı vatandaşlar olarak kabul göreceği bir düzenin yerleşmesine asla imkân verilmemiş, bir yıl içinde Anayasa askıya alınmıştır.

Bu 1908 için de geçerlidir; “Meşrutiyet” sadece yeniden ilân edilir, kurumlarının yerleşmesine ve kurallarının uygulanmasına Saray ve İttihatçılar imkân tanımaz.

Anayasa madde 4 şöyledir: “Zatı hazireti padişahi hasbel hilâfe dini islâmın hamisi (muhterem padişah hazretleri İslâm dininin koruyucu halife) ve bilcümle tebeai osmaniyenin (bütün Osmanlı yönetimi altındakilerin) hükümdar ve padişahıdır.”

Madde  11 ise çok nettir: “Devleti Osmaniyenin dini, dini islâmdır (İslâm dinidir).”

Çok milletli, yani çok dinli, çok dilli Osmanlı’da “devlet dini İslâm’dır” yazan bir “anayasa?”, bir “meşruti düzen” vardır!!!

Buna “meşrutiyet” denilemez, Meşrutiyet’in, yani “özgürlükçü, eşitlikçi ve adaletli” anayasal düzenin bu topraklarda hiç hayat hakkı bulamadığı, Saray ve İttihatçılar eliyle hiç yaşatılmadığı öğretilmez ders kitaplarında, ağıza dahi alınmaz.

Osmanlı egemen milleti olan İslâm millet; saray erkânı, asili-zadegânı (soylular) ve onların bazı asker-memur kapıkulları “meşrutiyet”i çoğunlukla hiç, ama hiç istememişler, yaşamasına imkân vermemişlerdir. Ne “özgürlük”, ne “adalet” ne “eşitlik” umurlarında olmuştur.

Ne demek İslâm millet ile “kâfir”in eşit olması?! “Zimmi” ile zadegân hiç eşit olur mu?! Reaya ile ağalar-beyler hiç eşit olur mu?! Akıncı İslâm ile, eli silaha değmemiş gayrı Müslim bir olur, “eşit” olur mu?

Bugün de aynı düşüncenin toplumda “içselleştirilmiş” bir düşünce olmadığını söyleyebilir miyiz?

“Gâvur” gibi nefret söylemleri ve “Bir Türk dünyaya bedeldir” gibi ajitasyonlar ne ile, nasıl açıklanır?


[1] Müslümanların fethettikleri yerlerde, Müslüman olmayanlardan, hayatlarını bağışlama karşılığında aldıkları vergi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s