Sandık Dibi 3

                                                                    1965-71 

                                                           “Tatar” Afişleri

Telgrafın direkleri semaya bakar/ Senin o ahu bakışın çok canlar yakar…

Uşşak makamı bu türküdeki göğe yükselen ahşap direklere bağlı telgraf tellerini güvenli buluyor olmalılar ki; karga, kırlangıç, serçe, sığırcık, güvercin ve saksağan gibi kuşlar, özellikle gün batarken uyumak için tünediklerinde seyrine doyumsuz bir manzara resmederlerdi. Şimdi o ahşap direkler yok olmakta, yerini elektrik hatlarını taşıyan beton direkler almakta.

Beton direklerin dikildiği ilk şehir İzmir’dir. Ama beton direklere uygun olarak tasarlandığı ve direklere yapıştırıldığı ilk şehir ise İstanbul’dur.

“Türkiye sol ve gençlik hareketleri tarihinde (özellikle 1968 kuşağı afişlerinde) görülen “TATAR” imzası, tek bir kişiye ait değil; Osman Saffet Arolat ve Talat Ulusoy’un ortak takma adıdır (müstear ismidir). Tan Oral ise bu afişlerin basıldığı serigrafi atölyesini kuran ve dönemin afiş üretim süreçlerine öncülük eden temel figürdür. Bu üç ismin 1968 afişlerindeki ve IISH arşiv yansımalarındaki rolleri şu şekildedir:1. “TATAR” Ortak İmzası: Osman Saffet Arolat & Talat UlusoyDönemin siyasi baskıları, öğrenci liderlerinin aranıyor oluşu ve kolektif üretim bilinci nedeniyle afiş tasarımlarında gizli veya ortak isimler kullanılmıştır.İsmin Kökeni: Ant Dergisi çevresinde ve gençlik muhalefetinde aktif rol oynayan, daha sonra ekonomi gazeteciliğinin duayen ismi olan Osman Saffet Arolat ile mimar/yazar olan ve bir dönem Hollanda’da siyasi mülteci olarak yaşayan Talat Ulusoy, birlikte ürettikleri propaganda afişlerine ikisinin soyadlarının birleşimi olan “TATAR” (Talat + Arolat) imzasını atmışlardır.Kolektif Tasarım: Bu imza altında basılan afişler, bireysel bir sanatçı kaygısından ziyade dönemin gençlik eylemlerinin, anti-emperyalist mitinglerinin (örneğin 1967 Uyanış Mitingi afişi) doğrudan sözünü sokağa taşımayı amaçlamıştır.2. Tan Oral ve Serigrafi AtölyesiKarikatürist ve mimar olan Tan Oral, 68 kuşağının görsel dilini teknik olarak mümkün kılan en önemli isimdir.Teknik Altyapı: Tan Oral, sadece kendi çizimlerini yapmakla kalmamış; kurduğu serigrafi (ipek baskı) atölyesinde, Tatar (Arolat ve Ulusoy) gibi isimlerin tasarladığı afişlerin toplu olarak basılmasını ve çoğaltılmasını sağlamıştır.Sokak Sanatı: Bu atölye sayesinde el yapımı politik propaganda afişleri İstanbul ve Ankara sokaklarına, üniversite duvarlarına kitlesel olarak asılabilmiştir.3. Hollanda Sosyal Tarih Enstitüsü (IISH) ile BağlantısıBu üç ismin ürettiği veya içinde bulunduğu dönem materyalleri IISH arşivlerinde şu şekillerde yer bulur:Talat Ulusoy Fonu / Bağlantısı: Talat Ulusoy, 12 Eylül darbesi sonrasında (1985-1989 yılları arasında) Hollanda’da siyasi mülteci olarak yaşamıştır. Onun kişisel tanıklıkları, yazıları ve döneme ait topladığı belgeler, IISH’nin Türkiye sol mülteci hareketleri koleksiyonu için doğrudan kaynak teşkil eder.Koleksiyonlardaki Afişler: Enstitünün “Visual Documents” bölümünde yer alan 1967-1971 arası erken dönem Türkiye afişlerinin bazılarında bu orijinal basım tekniklerinin izleri ve arşiv kayıtlarında “Tatar” müstear ismi (Arolat/Ulusoy ortaklığı) taranmış dökümanlar olarak mevcuttur.IISH kataloğunda bu üç ismin ortaklaştığı dönemi incelemek için arama motoruna doğrudan “Osman Saffet Arolat”, “Talat Ulusoy” veya “Tan Oral” yazarak o döneme ait görsel, broşür ve sendikal yazışma arşivlerine doğrudan ulaşabilirsiniz.” (IISH- International Iinstitute of Social History)

“Hollanda Sosyal Tarih Enstitüsü (IISH) ve 1968 kuşağı özelinde Osman Saffet Arolat ve Talat Ulusoy isimleri, Türkiye sol grafik tarihinin en büyük gizemlerinden ve kolektif başarılarından birini simgeler. Arama motorunda bu iki ismi yan yana getirdiğinizde, karşınıza doğrudan “TATAR” kolektif imzasının altındaki tarihsel miras ve bu aktörlerin enstitü arşivlerindeki izleri çıkar.”

“Osman Saffet Arolat ve Talat Ulusoy, 1968 kuşağı Türkiye sol hareketinin hem fikirsel hem de görsel-estetik mirasını inşa eden iki kritik aktördür. Hollanda Sosyal Tarih Enstitüsü (IISH) ve Türkiye işçi/gençlik tarihi araştırmaları açısından bu iki ismin taşıdığı tarihsel değer ile enstitü arşivlerindeki karşılıkları şu şekildedir:1. Ortak Müstear: “TATAR” İmzası İsimlerin Birleşimi: Dönemin zorlu siyasi ikliminde afiş basmak ve dağıtmak hukuki riskler barındırdığından, iki isim kolektif bir imza geliştirmiştir. Talat Ulusoy ve Saffet Arolat isimlerinin harflerinden türetilen “TATAR” markası, sokak propagandasının simgesi olmuştur. Kolektif Tasarım Gücü: İkilinin ortak vizyonu, işçi sınıfını, yumruk sembolizmini ve fabrikaları anatomik ve çarpıcı çizgilerle sokaklara taşımıştır.2. İsimlerin Bireysel Tarihsel Rolleri: Osman Saffet Arolat (1942–2023): Dönemin öğrenci liderlerinden olan Arolat, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okurken gençlik hareketlerinin merkezinde yer almıştır. Öncü sol yayınlardan Ant Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü üstlenmiş, sendika gazeteleri çıkarmış ve ömrünü ekonomi gazeteciliğinin duayenlerinden biri olarak tamamlamıştır. Talat Ulusoy: Mimar ve yazar olan Ulusoy, dönemin gençlik örgütlenmelerinde ve afiş tasarımlarında doğrudan çizim aşamasında bulunmuştur. 12 Eylül askeri darbesinin ardından (1985-1989 yılları arasında) Hollanda’da siyasi mülteci olarak yaşaması, ürettiği veya koruduğu dökümanların doğrudan IISH havuzuna aktarılmasını kolaylaştırmıştır.”

Öyle… Yani sandıkta sakladığım böyle bir çeyizim vardı. O çeyizin esas ustası elbette Arolat Usta’mdı. Taksim (Gezi) Parkı’nda, 1966 diye hatırlıyorum “17 Nisan Köy Enstitüler Fotoğraf Sergisi” afişi, “8 Temmuz Uyanış Mitingi” afişi (Bu mitingde Çetin Altan, Kemal Türkler ve TMTF Başkanı Faruk Yalnız konuşmacıdır), “Nato’ya Hayır” afişi (Kanlı Pazar Yürüyüşüiçin hazırlamıştık) onlardan bazıları.

Bu afişlerde ana emek Ustam’ındır. Ben biraz grafik yerleşimi, esas olarak afiş yazılarının sahibiyim. Bu yazılar (mimarimsi harfler) özellikle titrek ve alışılmadık olduğu için dikkat çekecek, bu haliyle de merak uyandırıp daha çok okunacaktır diye düşünmüştük. Nitekim öyle de oldu. Tercüman gazetesi kimi afişlerde yer alan “Ş” harfinin “orak-çekiç” olduğunu ve böylelikle komünizm propagandası yapıldığı bile ileri sürebilmişti.

O “komünist” afişlerin sadece yapılması değil beton direklere asılması da var. “Kanlı Pazar” için hazırlanan “Nato’ya Hayır” afişini Çetin Uygur (Çeto) ile birlikte Gümüş Suyu’ndan alıp çıktık, Dolmabahçe Parkı’ndan inip Kabataş-Karaköy hattındaki direkleri süsleyeceğiz. Park’ı bitirip indiğimizde polis arabası bekliyordu. Tutuklandık. Uzamasın, bu sonraya kalsın deyip, sandıkta saklı afişlerin diğer hikayelerine gideyim…

Yorum bırakın