yüzleşme yazıları

MEŞRUYİYET ve CUMHURİYET

15/28 Ocak 1919 tarihli İzmir’in Müsavat (Eşitlik) gazetesinde, İzmir siyasi hayatında öne çıkmış on kişinin imzasıyla padişaha gönderilen bir dilekçe yer alır. İzmir’de, Meşrutiyet’in İttihatçı zulmünün zayıfladığı Kasım 1918- 9 Eylül 1922 arasında Padişah’a (şahların en büyüğü) gönderilen bu uzun[1] dilekçedeki eleştiriler şu soruyu akla düşürüyor: Padişahın bile kıyasıya eleştirilebilmesi bakımından o meşruti (anayasal) düzen mi daha demokratik; yüzyılının çoğu “tek adam” ve “darbeler” ile geçmiş şu Cumhuriyet mi da demokratik? (

**   **   **

Padişah Hazretlerinin Fermanı Uyarınca Sunulan Dilekçedir

Memleketimizin yarınlarının esenlik ve saadetini sağlamaya çalışan ve bu gaye uğrunda her gün başka bir başka vatani görevini yerine getirmeye gayret gösteren siyasi ileri gelenlerden güvenilir on kişinin imzalarıyla padişahın ayağının toprağına sunulan dilekçe sureti, içeriği siyasi ve mali durumumuzla şiddetle alakadar bulunması itibarıyla bir tarihi belge olmak üzere milletin dikkatine sunarız:                                                                           

Şu son günlerde bazılarımızın davetlerine uyan devlet adamları ve ileri gelenler ile yapılan temas ve onlarla pek ciddi görüşmelerimizde oluşan ve karara vardığımız duygu ve düşüncelerimizi padişahımıza bir an önce sunmayı manevi sorumluluğumuz bildik:

Bu kişiler diyorlar ki (Avrupa devletleri sizlerle meşgul değildir. Hakkınızdaki kararlar verilmemiştir. Fakat bu kararları erteletmek hâlâ elinizdedir, bunun için yalnız söz ile değil somut olarak gözler önüne sermelisiniz etmelisiniz. Çünkü şimdiye kadar bir çok şeyler söylediniz, yazdınız fakat yapamadınız. Bütün yaptıklarınızın kanuna uygun olması için gayretinizi anlarız. Fakat kanunu uygulayacaklarınız da anlayıştan eser yoktur. Bu kadar cinayet işlenmiştir. Bu güne kadar bu katillerden hiçbiri hakkında bir karar verilerek adalet yerine getirilmemiştir. Mahkemelerinizin asırlardan kalma yavaşlık ve uyuşukluk sürüp gidiyor. Halbuki millet, bütün insanlık uygarlık dünyası bildiği ve iğrendiği cinayet ve kötülüklerden bir an önce kendini kurtarmaya muhtaçtır. İstanbul’da kalmanız ancak bu uygarlık gereğini kulaktan değil eyleminizle ispat koşullarına bağlıdır. Bu cinayet ve  düzenleyen ve uygulayan İttihat ve Terakki Cemiyeti feshedilmemiştir. Yalnız adı ve maskesini değiştirmiştir. Hangi ad ve şekil altında olursa olsun o ayakta kaldıkça geleceğe olumlu bakamayız.

İstanbul’un sahibi ancak İstanbul’da yaşamaya layık olduğunu isbat edenler olabilir.

Biz görüyoruz, ki siz hâlâ sizi bu hale getirenlere sarılıyorsunuz; demek ki bu halden memnunsunuz. Nasıl olur da (takma ad ve soyadları tarafımdan eklendi-tu) Halil(Menteş), (Hüseyin) Cahit (Yalçın), (Mehmet)Cavit, (Kara) Kemal, Medhet Şükrü (Mithat Şükrü Bleda, (İsmail)Canbolat, Ahmet Şükrü, Sayıt Halim Paşa, (Mustafa) Hayri (Ürgüplü), Musa Kazım, Rahmi (Bey), Ahmet Nesimi (Sayman), Ali Münif (Yeğenağa)… Ve daha bir çokları hapse ve divanı harbe gönderilmek şöyle dursun son tutuklama önlemleri kapsamına bile alınmadılar. Şimdiye kadar divanı harplerde yargılanmış ve idam edilmiş olmaları lazım gelirken bir çoğu henüz tutuklanmamışlar! Ne bekliyorsunuz. Bunların da Enver, Talât, Cemal, (İpekli) Bedri, (Cemal) Azmi, Bahattin Şakir, Doktor Nazım’lar gibi kaçmalarını bekliyorsunuz? Bilmeli ki sizin bu İttihatçılarınızın yaptıkları şeyler yalnız Türklere ait değildir; Bugün bütün (Wilson)ların, (Klemenso)(Georges Clemenceau-tu)ların, (Loyd Corc)(Lloyd George-tu)ların temizlemek istedikleri bu lekeler bütün uygar insanlığa aittir. Yoksa  bu iğrenç öldürme ve faciaların içinizden çıkmış olan suç ortaklarını cezalandırmada gösterdiğiniz uyuşukluk ve yavaşlıkla onların yaptığı kötülükleri hoşgörmüş ve adeta iştirak etmiş oluyorsunuz.

Bu işte gösterdiğiniz zayıflık ve yavaşlık bizi hayret içinde bırakıyor, çünkü böyle acil ve hayati bir meseleyi hemen benimseyerek çözümlemeyenler diğer hiçbir meseleyi çözümlemeyeceği gibi artık bu güzel memlekette oturamaz ve bu çaresiz halkı çağın gereklerine göre yönetmeye gücü ve hakkı olamaz.

En çok gözümüze çarpan şeylerden biri de savaştan dönen ve sizin İttihatçılarınızın kurbanı olan zavallı erlerinizin aç ve çıplak sokaklarda istasyonlarda sürünmeleri dilenmeleri ve bunlara karşı güvenlik güçlerinin ve hükümet adamlarının gösterdiği insaniyetsizlik ve aldırmazlıktır…

Avrupa’nın bugün sizden en çok beklediği bu gibi çirkinlikleri ortalıktan kaldırmanızdır. İstanbul gibi dünyanın en güzide noktasında baskı ve zorla değil ancak hakkıyla kalınabilir. Zira kuvvetli olan haklıdır anlayışı dünyadan kaldırılmış bunun yerine haklı olanın hakkı getirilmiştir olunmuştur.

Ateşkes durumundan dolayı bizimle ilişkiye geçmek belki sizce güçtür. Halbuki amel defterinizde[2] yapıldığı yazılmış birkaç adalet ve uygarlık gereği iş bulunursa bunların size vereceği abı ruh[3] ile, bazı savaşan hükümetlerin mesela siyasi ilişkisini kesmiş olmakla beraber aranızda savaş hali mevcut olmamış bulunan Birleşik Amerika hükümetinin başkanı Wilson’a durumunuzu anlatır ve sahip olduğunuz onurlu duyguların eksiğini olsun tamamlayabilirsiniz.

Sevgili padişahımız, işte tam bir ciddiyet ve temizlikle söylenen tarafımızdan derin ve acı bir üzüntü ve hak teslimi ile dinlenen hakikatleri siz şahanelerine arz ettik. Uygulanması gereği büyük ve yüce bir iradeye bağlı padişahımızındır. O konuda ve her türlü durumda ve şartta emir ve buyruk şevketli kudretli padişahımız efendimiz hazretlerinindir. 26 Kanunuevvel 1918 (Aralık/8 Ocak 1919)

* * *   * * *   * * *

“Biz görüyoruz, ki siz hâlâ sizi bu hale getirenlere sarılıyorsunuz; demek ki bu halden memnunsunuz. Nasıl olur da (takma ad ve soyadları tarafımdan eklendi-tu) Halil(Menteş), (Hüseyin) Cahit (Yalçın), (Mehmet)Cavit, (Kara) Kemal, Medhet Şükrü (Mithat Şükrü Bleda, (İsmail)Canbolat, Ahmet Şükrü, Sayıt Halim Paşa, (Mustafa) Hayri (Ürgüplü), Musa Kazım, Rahmi (Bey), Ahmet Nesimi (Sayman), Ali Münif (Yeğenağa)… Ve daha bir çokları hapse ve divanı harbe gönderilmek şöyle dursun son tutuklama önlemleri kapsamına bile alınmadılar….”

BU paragrafta padişah İtiihat Terakki ile işbirliği yapmakla suçlanıyor, eleştiriliyor. Bir bakın lütfen, yargılanması istenen İttihatçılar Cumhuriyet yıllarında milletvekili olmuş, yüksek makamlara getirilerek “onurlandırılmşlar” mıdır?


[1] Rahatça okunabilmesi için biraz kısaltmak zorunda kaldım.

[2] İslam inancına göre insanların dünya hayatında yaptığı tüm iyi ve kötü işlerin, sözlerin ve davranışların kaydedildiği manevi defter.

[3] Yüz suyu: Aslı “abı ruh”; haysiyet, şeref, namus veya itibar demektir

Bir Cevap Yazın