yüzleşme yazıları
“Biz artık önlerinde baş eğeceğimiz bir “İttihat beyi” bir “İttihat efendisi” bir “İttihat paşası” görmek istemiyoruz… Yenilen ve dağılan İttihat ileri gelenlerin hizmetçileri sürekli bir çabayla zehirlerini saçmak isterler. Onun için dağıtılmalarında çabuk olunması taraftarıyız. Çünkü önümüzde (bize) sevgi besleyen bir uygarlık kafilesi var; hareketimizi izliyorlar. Memleketimize bu kadar fenalıklar eden İttihat ve Terakki hakkındaki hat ve hareketimizi yakından görmek istiyorlar…”
5/18 Aralık 1918 tarihli Müsavat gazetesinde, “Tasfiyede Sürat Lâzım” başlığı altındaki, İbni Hazım Ferid[1] imzalı başyazıdandır yukarıdaki paragraf ve yüzyıldır tasfiye edemediğimiz kötülüğü işler…
Tasfiyede Sürat Lâzım
İçinde bulunduğumuz siyasi durum o kadar nazikdir ki görev sorumluluğunun kirlenmemesi izne tabidir. Zira bir söz ağızdan çıkmasıyla tam havaya karıştığındaki anlam, kalemin ucundan dökülüverince milletin çoğunun görüşü ya sakat bir süsleme, ya siyah bir leke olarak kalır.
Özellikle biz ki, bugün yeni dünyada gelişmenin doğru yolun ulaşmak azmindeyiz. Öyle bir milli hareket doğuracak yazılar ister ki, varlığımızı savunma aşkımız, adalet düşüncesinin taraftarı olsun. Geçirmekte olduğumuz inkılap (meşrutiyet-tu) kolay bir şey değildir. Etkili ve kavrayışlı kişiler için kaydedilmeye değer örnekler vardır; örnek ise özellikle ibret olur uyanış yol açar. Hani ya cümlemizin dilinin ucuna geliveren “vakit nakittir” özdeyişi vardır. Bu zamanlarda vakit nakit değil, hayattır. Biz hayatı sürdürme arzusunda isek dakikalardan saniyelerden yararlanmalıyız.
Malum ya, ilk inkılabımızdan[2] evvel bütün Osmanlıların ortak hissettikleri şey hükümetin kötü yönetim ve zulmünü ortadan kaldırmak emelinde fakirlik ve sefaleti yok edecekti. Halbuki içten bir toplumsal inkılap için özel girişimci yetiştirmek konusunda etkili çabalardan mahrum bir milletin kirli İttihat ve Terakki Cemiyeti ilerleme düşüncesine katılsa ve gayret etseydi on seneden beri ortaya çıkmış olan esef edilecek olaylar ardıardına elbette doğmazdı. (İttihat Terakki) Cemiyeti kötüydü, koca bir Osmanlıyı Selanik zannederek ettikleri yeminle devleti devirmeye kalkışarak bir taraftan milletperverlik, diğer taraftan farmasonluk, bir taraftan güçlü bir gerçek özgürlük, diğer taraftan da acı çektiren bir baskı, sonuç olarak tek tek dile getirilmesi güç olan yasa dışı ve birbirine uymayan (söz ve) hareketleri ile masum milleti aldattı. Hele zalim Cemiyet’in görüşlerini yayan Tanin adlı günahkar gazete merhum Kamil Paşa gibi bir siyaset dahisini (millet o doğru yolda) dediği halde Sait Paşa merhumu lanetlerken bunu yeren Kamil Paşa’nın sadaretini istekle karşılayarak selamlamaktan zerre kadar utanmaz ve bu suretle fakir millet biribirine zıt sözleriyle kötü Cemiyeti göklere çıkarırdı.
Hâlâ görüyoruz ki; her bakımdan bir kapkara matem, her köşeden bir cansız üzüntü feryadı yükseldiği bir sırada devletin siyaset sahnesinde ve milletin toplum hayatında oynadığı önemlice roller(le) çaresiz vatanı bu hale getirmiş, ileri gelenleri kötülük ve zulüm yapmış olan İttihat ve Terakki bireyleri rütbe ve makamlarını koruyor.
Ne yalan söyleyelim; biz artık huzurlarında baş eğeceğimiz bir “İttihat beyi” bir “İttihat efendisi” bir “İttihat paşası” görmek istemiyoruz.
Doğaldır ki varlığının ve onurunun farkında olan bir millet bunları görev başında görmek istemez. Bu taleplerle bir millet iyi hükümete erişir. Çünkü hükümetleri meydana getiren millettir. Fakat bir millet meydana getiren hükümet var mıdır?
Yenilen ve dağılan İttihat ileri gelenlerin hizmetçileri sürekli bir çabayla zehirlerini saçmak isterler. Onun için dağıtılmalarında çabuk olunması taraftarıyız. Çünkü önümüzde (bize) sevgi besleyen bir uygarlık kafilesi var; hareketimizi izliyorlar. Memleketimize bu kadar fenalıklar eden İttihat ve Terakki hakkındaki hat ve hareketimizi yakından görmek istiyorlar. Ve hatta bazı yazarlarımızla yaptıkları görüşmelerinde, beyannamelerinde bile açıkça söyledikleri İstanbul gazetelerinde önümüze çıkıyor. Buna karşı bir tutum gösterilmesi gerekir. O uygar toplumlara katılmayı başarırsak güzelliklerin gül bahçesine ve refaha doğru gidebiliriz. Lakin o anlayışa varmak, İttihat ileri gelenleri ve onların altınadaki zalimlerle olamaz. Çünkü uygarlığa katılma isteğimizden şüphe doğurur. Onun için dağıtılmaları işlemi çok açık olmalıdır. Biz böylelikle hak ve hakkaniyetin, eşitliğin savunucusu bulunduğumuzu anlatacağız; yoksa milletmizin ufku aydınlanamaz. Aynı gaflet aynı hal baş gösterir. Maksadımızda çoğunluğu korkutma yoktur. Kalbinin saflığından ötürü İttihat’a bel bağlamış, vatan milletin kurtuluşunu bu kötü cemiyette görmüş ve kesinlikle onların zulüm ve kötülüklerine maddi ve manevi olarak, kuvvetle, eylemiyle katılmamış olan namuslu kişiler değerlendirmemiz dışındadır. Ancak bu gibi kişilerin millete karşı olan bu alanın temizlenmesinde yükümlülüğü vardır. Sonuç olarak dağıtılmaları konusunda gecikme adeta seher vaktinde uykuda olup da seherin o görünmez kuvvetinden mahrum kalmak demektir. Aman dikkat!
[1] İbnü’l-Hâzım Ferîd, 20. yüzyıl başlarında İzmir’de yaşamış Osmanlı hukukçusu ve din âlimidir. Müsavat gazetesinde başyazarlık yapmış, 1923–1925 yılları arasında İzmir Barosu başkanlığını yürütmüştür
[2] 1876 Meşrutiyet’in ilk ilanı.
