Taş Tanrılar zamanıdır, masallar doğar, dillenir…
Gök Tanrılar zamanıdır, masallar yasak dinlemez…
Yasaksız masallardır Kaf Dağı’nı aşan…

Tevbeler tevbesi, insandan tanrı olduğu gün …
Bulunmaz Hint kumaşları, emsalsiz insanlar, tek adamlar dünyaya hakim olduğu gün… …
Masallar kaçar Kaf Dağı’na, kaya kovuklarına saklanır.

YENİ ZAMANİ, NEA ZMİRNİ(1)

Zaman gelir, zaman gider, o üç zamanın birinde bir yeni zaman çıkar gelir İzmir’e.

Ne gelenin gitmeye niyeti, ne de İzmir’in postu serene kalk git diyesi vardır. Alan memnun, satan memnun dedikleri hal budur, yahut elle gelen düğün bayram misali…

Deve yükünün ziyade arttığı, kervancı adının “deveci” olduğu, lâkin devenin düze çıktığı, işlerin iyiye gittiği zamandır diye bilinir, hatırlanır o zamanlar.

Kul sıkışmadıkça Hızır yetişmez” dedikleri haldir olan biten.

Günün girdiği kapıdan kervan giremez olur o zamanda.

Şah-ı Farisi (2) ile, mezhep kavgası derler amma neyse ne, tutuşulan kavgadır kuş uçmaz, kervan geçmez eder onca yolları.

Şehir durmaz, başka yer bulur alıp getirecek, başka yol bulur develeri geçirecek. Hızır yine yetişir, doğudan kapanan kapı, batıdan açılır.

Söke düzünün pamuğudur, Aydın ovasının inciridir, Manisa’nın üzümüdür hörgücün iki yanından sarkar ha sarkar…

Derilere meşe palamutu kimyası, kumaşlara kök boyadır Kula’dan, Uşak’tan yüklenir…

Hele hele Ödemiş’ten gelen değme ipekli dokumalar, yağlıklar, göynekler…

Halı yükü İran’dan değil; Bünyan’dan bile değil, Isparta’dan, Gördes’ten, Kula’dan gelir olur artık…

Yeni yükler yeni gemilere yük olur, yüklü gemi Körfez’den çıkasıya tüccarı, tellalı, hamalı mendil sallar, uğurlar.

Yeni zaman gemileri yelkenli değil, bacalıdır, tüttüre tüttüre yoluna gider…

Gün günden ileri, şehre giren, şehirden ayrılan develer pek çoğalır, lâkin Kervan Köprü’den başka kapısı yoktur şehrin.

Develer girer, develer çıkar, develer girer…

Kervan Köprü adını değiştirmeye, “Deveci Köprüsü” demeye kalkanı “höst” der durdurur şehir.

Yakın yoldan gelen kervana kervan diyemez millet, kervancı demeye dili varmaz olur şehirde milletin. O sebepledir develerin önünde giden eşeğe değil de, eşeğin üstünde giden adama bakar bakar da, “deveci” der sıyrılır işin içinden.

Şehirli de, “deveci” de, gemici de “deve düze çıktı gari” der, sevinir. Zil takıp oynamadıkları kalır bir.

Öte yandan, develere, deveciye bakmaktan kimse pek farkına varamaz, ki şehrin üstüne bir şehir daha gelir oturur, şehre insan akar olur.

Çarşı sokaklarında omuz atmadan yol açmak, yoldan geçmek bana mısın diyenin harcı olmaktan çıkar.

Devecisi, eşek semerine yan oturmuş köylüsü, eyer kapatıp handan çıkan beyzade süvari, hele arabacı milleti;

Varda!(3).. Savulun!.. Dokunmasın!..”

Diye bağırıp çığırmadan şuradan şuraya adım atamaz olur Demirciler, Keçeciler, Taşçılar, Bardakçılar, Sandıkçılar, Çiviciler, Kantarcılar, Şekerciler Çarşısı’nda, Balcılar İçi’nde …

Gün inerken, son tahta kepenkler kat kat kapanırken sesler kesilir, el ayak çekilir, hüzün çöker arastalara (4), bedestenlere (5), hanlara, çarşı sokaklarına…

Gün inerken canlanan tek yer kalır Frenk Sokak (6) üstünde, Aya Fotini derler baş kilise köşesinden başlar, Nif istikametinde İmam Sokak’a uzanır bir sokak vardır, Meyhaneler Boğazı derler, işte o sokaktır canlanan, cana can katan.

O sokağa giren, o kokuyu alan içine döner seslenir:

Şükürler olsun Rabbime, bugün de akşam oldu!..”

Ve elinde değildir, dudakları kıpırdar, koyuverir içini:

Meyhane mukassi görünür taşradan amma
Bir başka ferah başka letafet var içinde…
(7)

O değildir sade akşamı iple çeken, her dinden her gönlü muhabbete bağlanmış değildir sade ipin ucundan tutan …

Devecidir, gemicidir, hancıdır, yetmiş iki milletten kopup gelen yolcudur akşamın ipinin ucundan tutan…

İnan olsun size, ipin ucundaki papazdır da, hahamdır da!..

Limanda palamar bağlayan gemici tayfası hiç şüpheniz olmasın soluğu burada alır. Üç kadeh diker kafaya, palamar kopasıya bir dalgalanır, bir dalgalanır ki, kıç üstü karaya oturmadan Boğaz’dan çıkmaz, çıkamaz, çıkmasını bilmez, bilemez…

Siz siz olun, masala inanmayıp Meyhaneler Boğazı ismini boş yere devlet defteri (8) sayfalarında aramayın! O mübarek isim oralara girmez, giremez!

Emir kuludur kâtip, “Kaymak Paşa Sokak” ismini düşer şahsiyetsiz hurufat (9) ile o deftere…

Frengistan kökünden millet; Felemenk, Frenk, Engilezo (10), İtalyan, Germanos (11) ve dahi Rus taife ve dahi alafranga İslâm beyler, lâf aynı kapıya çıksa da, “Rue des Grandes Tavernes” (12)der ve ticarette deftere alacak düşerken, adresi aslına sadık kayıt eder: Meyhaneler Boğazı!..

Meyhaneler Boğazı’na, İslâm millet beyleri ile paşaları girmez, giremez. Elbette imam dahi girmez sonu İmam Sokak’a uzansa da Boğaz’ın!..

Sade günahından sakınmak değildir İslâm milletin ayağını kesen. İslâm millet kocamanlarının pek çoğu alışamamıştır Nea Zmirni’ye!

Hıristiyanlar İslâm millet ile eşit olacakmış!.. Tevbe, tevbe!..

Bir Çıfıt benimle bir olabilir mi?.. Tevbe estağfurullah…

Belki de “Ay karanlık kim görecek” diyecek, o da kalkıp gelecektir, amma son durumlar, zındıklara eşitlik, zındıklara toprak hakkı, her şeyin üstüne mum diker, gelemez…

İslâm milletin günahına girmek olmaz, diğer milletlerden de uzak duranlar vardır Meyhane Boğazı’ndan.

Meselâ, bu avami isim çalındıkça kulağa, Nea Zmirnili jantil (13) madamalar dantelalı ipek mendil götürür dudaklarına; janti mösyöler, bey ve beyzadeler kaş çatar, dudak büzer, burun büker.

Meyhaneler Boğazı’nda bırak ekskursiyonu (14) bir yana, kestirmeden geçeyim derken yakalanmaktan ödü kopar, görülmeyi ayıp sayar kalbur üstünden inemeyenler.

Yeni İzmir’in keyfi bilir, amma ve lâkin bu sokak Eski İzmir aleminin güzel gönül erbabını matiz eder, sermest eder, sırat köprüsünden öteye geçemeyeceğini bilir, yine de alabildiğine keyif alır.

Girenler gönül kantarında denk, dilde ve dinde türlü çeşittir.

Eski’nin ustaları, taze peştamal kuşanmış kalfaları, kalenderleri, çelebileri, erenleri ile; civelekleri, bıçkınları, dayıları, palikaryaları (15) renk renktir ve şen ahenktir…

Bu güzelim meyhanelerde başköşeler, her milletten rindane gönül dostlarına ayrılır, aykırısı olmaz.

Uzaktan göründü mü masal yüklü hikmet sahibi, işret mekân tekmil ayağa kalkar, baş eğer, el göğüste selâm verir, sonra o eller uzanır başköşeyi gösterir.

Gönül dostu olan masala ve hikmete tutkun fanidir ki, masal ve hakikatin şehirden el etek çektiği yeni zamanda son çaredir, iki kadeh arası yeri gelir bir beyit atar. Beyit de masal gibidir, almasını bilene engin misaldir:

Fuzuli rind ü şeydadır hemişe halka rüsvadır.
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı
(16)

Bir beyit bile yeter zaman olur bu âleme…

Bu ayıplı alem dertli biçareye, deli divaneye, çulsuza, avareye kapıyı göstermeyen, kol kanat geren, arka çıkan bir koltuk mekândır.

Eski liman üstü, kale içi ve kale arkası bir serin sokak, illâ bir ermiş sokak diye bilinir.

Sokağın ermişi mi olur demeyin! O kadar dert dinleyen, o kadar hikmet ve masal gizleyen, o kadar şehre sevda yorgunu kim olsa içi gider, aşka erer, erenlere karışır.

İki kadehte kıvama gelen, yediveren güllerin, sarmaşık asmaların en koyu gölgelerine sızan, gün ışığı demetlerinden kaçıp salkımlara saklanan masallar, kırk milletin gönül dostu insanına derin sevgi dergâhı olur.

Bu âlemde acele yoktur, bu alemde zaman çoktur. Üç zamanın her deminde yaşar onlar ve onları masallarda saklı hakikattır yaşatır.

Kendi başına kaldığın vakit vardır…

Kendi başına erdiğin vakit vardır…

Ama illâ ki gönül dostlarının bir vakti vardır, onlar üç vakti tek vakit eder.

Üç zamanın üçünde de gönül insanına o vaktin kapısı hep açık durur.

O kapının önüne varıp cenneti yek diğerine buyur edenlerin cennet şarabını içtim dedikleri yerdir burası…

Ki, tevbeler olsun ve bu sözde ne kusur var ise af olsun!

Masal dibi:
1- Yeni zaman, yeni İzmir
2- İran Şahı
3- Varda:Yun. Savulun.
4- Araste, Arasta: Fars. Bir esnafa ayrılmış çarşı. Pabuççular arastası gibi…
5- Bedestan, Bedesten: Fars. Değerli kumaşlar, mücevherler vs. satılan üstü örtülü çarşı.
6- Bugün Halit Ziya Bulvarı denilen düz caddeyi yaklaşık olarak karşılayan, Fevzi Paşa Bulvarı’ndan başlayıp Kıbrıs Şehitleri Caddesine ulaşan, kıvrıla düzele giden ünlü sokak ve yeni çarşı.
7- Nedim, gazel.
8- Devlet defteri (Defteri Hakani): Osmanlı İmparatorluğu’nda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne karşılık gelen devlet dairesi.
9- Her katibin yazısının matbaa baskısı misali benzer olma hali.
10- Yun. İngiliz.
11- Yun. Alman.
12- Fr. Büyük Meyhane Caddesi
13- Jantil, janti: Fr. Kibar bayan, bay.
14- Excursion: Fr, İng. Gezinti.
15- Yun. Delikanlı.
16- Fuzuli, bir divane aşık kalenderdir, Bu yüzden diline düşmüştür halkın/ Sorun ona bu ne biçim sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s