Deve yükü masal içinde hakikat harup (1) içinden bal damıtmak gibidir. Daha ne olsun? Bir zerre hakikat nice hayaller besler. Hayal dediğinde aranmaz mı hakikat?

Saklı masallar hayallere gebe kaya kovuklarından gecelerde çıkar dolanır. Temaşalık (2) taraçalarına konar ekseri, Kordon yalılarına, Beyler Sokak konaklarına pek uğramaz!..

KUMPANYA/Devasa Presa (3)

İstim” İngiliz milletten İzmirlinin dilinden şehre taşınır.
Fransız millet dilinden “vapur”(4) durur mu, o da gelir yerleşir şehre…

Vakit geçmez, Arap dilinden “buhar” işitilir olur mektep-medrese hocaları ağzında…

Dil servettir, İzmir dil zenginidir, bunların hiçbirini çıkarıp atmaz, her birinin yeri gelir dile güzel oturur…

Kazanlarda kaynayan sudur, buharı kimi İzmirliyi güldürür, kimini süründürür. Allah’ın pek çok kulu işinden olur, pek çok kulun düzeni bozulur istim, buhar, vapur denilen icat yüzünden.

Buhar, en başta kervancıyı, deveci kısmını vurur, kara dumanın peşinden sürüklenen kara vagonlar yüzünden.

Kaynayan kazanide (5) buhar, beklemez, gider peştamallı hüner sahibini vurur. Eski Zaman’ın otuz güne anca sığdırdığını, bir günde tamam eden kara dumanlı bacalar yüzünden çok hünerler söner gider…

Buhar, Allah’ın sevgili kuludur demez, ekâbir kısmına da vurur bir ucundan…

Misaldir: Şehre giren kervanın deve başına haracını yiyen Uşşakizade sülale nefret eder istimli Yeni Zaman düzeninden. Aydın’a, Kasaba’ya dolu gidip dolu gelen kara vagon başına haraç kesemez. Sorarlar adama: Deve mi bu?!

İlk biten Aydın Garı’na gelen dizi dizi yüklü kara vagonlar ray üstünden tek lokomotif ile Liman’a çekilirken, sekiz on sene sonra yapılan Kasaba Garı’na giren kara vagon yükleri develerle Liman’a indirilir.

Ray mı dedim? Şimendöfer kadar ağızları doldurmasa da, Frenk milletler dilinden bir de “ray” gelip oturmuştur şehrin diline.

Dil servettir, İzmir dil zenginidir, bunların hiçbirini çıkarıp atmaz, her birinin yeri gelir dile güzel oturur…

Basmane’de havudunun iki yanına mal bağlanan develer eşek peşinden Osmaniye Sokak’ta (6) gündüz demez, gece demez, gider gelir, gelir giderler…

Bu kadar çok deveyi bir arada görmemiştir şehrin çocukları, şenliktir bu hâl, şaşkın hayran baka kalır çipil gözler, lâkin şehir bakıp kalmaz, meraklıdır sorar:

Basmane’den Liman’a ray döşenmez, ne sebep, yati (7)?!

Bir soruyla kalkıp gitmez onca merak, şehirli bırakmaz sorar: Hiç deve lokomotif ile bir olabilir mi?

Yati deve, ne sebep?

Bütün şehir sokakları bu suali işitir, çok geçmez cevap gelir sokaklardan:

E, ne demiş Eski Zaman insanı, deveden büyük fil var!.. Yeni zaman filidir lokomotif…

Tamam, anlaşıldı, kalâ (8)…

Şehir hali anlasa da, Uşşakizade inadından dönmez, Payitaht’ı (9) yol eder, aşındırır, nihayetinde Padişah irade buyurur:

Basmane’den Liman’a ray döşenmeyecektir ve onca yükü develerle taşımak Uşşakizade hakkıdır…
Padişahım çok yaşa!..”

İşte böyledir bu şehrin Osmanlı ekâbiri… İşte böyledir İzmir’de Eski Zaman ile Yeni Zaman arasındaki deve güreşi…

Padişahtır, deveciye “Dur bre kulum!” derken, dönüp ötekine “Yürü ya ekâbirim” der!

Padişah “dur” demese de, Yeni Zaman durmaz, “dur!” der Eski Zaman’ın ahengini yitirmiş peştamallı hüner erbabına.

İslâm millette, türlü türlü hünerler pek görülmez, bu iyi bilinir, lâkin kılıçlı beyler zamanından bu yana; demiri döven, demiri işleyen, suyunu verip çelik eyleyen İslâm usta çoktur.

Yeni Zaman’da eskinin örsle çekiç arasında dört elle dövülen demir sesi azalır, duyulmaz olur. Demirciler Çarşısı(10) kepenkleri günden güne bir bir iner, dükkânlar kapanır.

Yeni Zaman’da bir usta, iki kalfa, dört çıraklı dökümhaneler, bir ayda kalıptan çıkardığı işi bir günde çıkaran kumpanyalara dayanamaz, indirir kepengi, çeker sürgüyü, vurur kilidi.


Sen sağ, ben selamet mi?!..

Hayır! Ustalar bilir ve âlem kabul eder ki, masalsız tezgâhtan işin hası çıkmaz.

Yeni Zaman’dır, işin aslına nesline bakmaz, işin süsüne püsüne, bir de azına çoğuna bakar. Kötü iş çıkarmak ustalara yakışmaz, zaten usta elinde işin iyisi zaman ister.

Öyledir, yahut böyledir, lâkin şöyledir ki usta eli işlemeden duramaz. Eli işlemeyen ustanın aklı durur, gönlü körelir, dili lâl olur. Eli işlemeyen usta hanesinde kasnak üstü tepside sofra çorba bekler durur. Ekmek götürememenin ıstırabını sormayın siz, tarifsizdir.

Arasta (11) ahenginden, çarşının yaren muhabbetinden uzak kalmanın ıstırabını da sormayın siz, o tarifsizdir.

Çaresiz, taze peştamal kuşanmış kalfa, tıfıl çırak ve cümle çarşı ile helalleşen usta, fen ve hünerini alır gider bir istim salan bacalı mekâna kapılanır. Sabahı kılıp Taslıçeşme’den (13) yola koyulur; Dönertaş, Keçeciler, Mezarlıkbaşı üstünden Şadırvanaltı’na (14) vurur gider…

Gönlü ister, lâkin ayak gitmez Demirciler Çarşısı’na, eski mekân önünden geçmeye; Hırdavatçılar Sokak ve Şeytan Çarşısı (15) üstünden Fransız Gümrüğü’ne (16) varır, ilk tramvaya biner, son durak Punta’da, Aydın Garı’nda iner.

Ekseri Puntalı ahşap kalıp ustasıdır ilk gelen. Buca treni beklenecektir, saati yakındır. Fırsattır peronlar, salonlar dolaşılır ve her seferinde türlü yerler takılır usta gözlere, epeyi bir suskun bakar, dalar giderler…

Punta Garı İzmirli ustaların hüner sergisidir. Kesme taş örgülerin, döküm dikmelerin, ince işlerden vitrayların, kesme camların, bekleme salonundaki ahşap işlerinin, gişelerdeki sürme pencerelerin, tavanlardaki kalem işlerinin, altın varakların hepsine, ama hepsine hangi ustaların eli değdi bilinir.

Buca treni gelir, bıçakçı ustası iner, kuzey kapıdan Darağaç Sokak’a (17) çıkar, yürür giderler.

Darağaç, ki ismi “darağacı” ile karıştırılmaya, Eski Zaman’ın Diana Hamamları’na (18), hatta Çınarlı’yı, Mersinli’yi de katın, oralara kadar geniş ağaçlık alan olmasından gelir, lâkin Yeni Zaman’ın istimli sanayii buraya göz koymuştur.

Yeni İzmir’in dünyalı olmaya koyulduğu ilk zamanlar istimli sanayi önce Punta taraflarında görülür olur. Nitekim üç ustanın yürüyüp varacakları Ergostasio (19) İssigonis önceleri Punta Garı’na yakın Bornova Caddesi’nde bir köşeye kurulur, çok geçmez oralar dar gelir, Darağaç’a gider kurulur.

Uzatmayalım, üç arkadaş Büyük Ortodoks Mezarlığı’nı (20) geride bıraktıktan sonra; muhabbet ede ede istimli un değirmenleri, istimli zeytinyağı kombinaları ve istimli dokuma fabrikaları, haddehaneler, dökümhaneler, mobilya fabrikaları arasından geçerek İsigonis’in yeni demir döküm fabrikası kapısına varır.

Yol boyu muhabbet o günün işi üstünedir, Midilli adasının Mandamados (21) beldesinden sipariş edilen anahtar teslimi zeytinyağı fabrikası ve imal edilen devasa presa üstünedir. Öyle büyük presalar yaparlar ve öyle dayanıklı istimli kazani (22) imal ederler ki, Bahr-i Sefid’in dört bir yana onların hüneri buradan gider.

Bütün Ege adalarına gider, Girit’e, Kıbrıs’a, Beyrut’a, İskenderiye’ye presalar, kazanlar buradan gider.

Urla’ya, Dikili’ye gidecek, yeni yapıp bitirdikleri işler daha gemilere yüklenmemiştir bile…

O devasa presalar üç usta aklın birbirine geçmesiyle, üç çift elin hünerli dansı ile ve onlarca ırgat gayretleri ile dökülür kalıba…

Ya Allah, bismillah!..” der ustanın biri, besmele ile girişir işe…

Bir usta “Panayamu” (23) der, ıstavroz çıkarır, girişir işe kaldığı yerden…

Bir usta “Be ezrat ya Shem” (24) ile girişir işe ve söz orada biter, yalnızca eller ve gözler konuşur.

İlk çift el, kum kalıp döküm ustasının elleridir. Bol karar kil ile az karar kumu harman eder.

Kil ve kum nereden, hangi yataktan gelecek, miktarı ne olacak sadece usta tarafından bilinir.

Kumlu kil harcına yavaş yavaş ve elbet usta kararınca su katılır, karılıp hamur edilir.

Hamurun tavı için yalnızca havanın ısısı, rutubeti değil, usta ellerin hararetinin dahi dikkate alınması gerekir.

Kıvamı kuru düşen hamur, un olur dağılır; cıvık düşen hamur damarlanır kırılır.

Kıvamında hamur öyle seve okşaya karılır ki, içinde zerre hava kabarcığı kalmaz. Yoksa havalı hamur cehennemi hararette koyu şuruba dönen demiri görünce, kabarcıklar patlar, patlaklar çapak yapar, çapaklar çatlar…

Uzatmayalım, tava gelen hamur bir tezkereye dökülür.

Ahşabın piri kalıp ustasının Eski Zaman’da ayaklı tornalarda, Yeni Zaman’da istimli fabrika tornalarında çektiği ahşap kalıp, işte bu hamura yatırılır.

Ahşap kalıbın ağacı, ki kestane olsa iyi olur, yükseklerden inmiştir, yorgundur, bir yıl suda dinlenir, zehirini bırakır, sonra kuytuda çeliklenip suyu alınır, sonunda suyuna sokrasına uyup bir derviş misali tezgâhta döne döndüre istenilen şekli bulur.

Bu işler peştemaldan soyunmuş, mavi tulum don giymiş ahşap kalıp ustasının sırrıdır, hüneridir.

Üçüncü usta bıçakçıdır, ki o pek ortada görünmez, değme bir çelik ustasıdır. Öyle sert, lâkin kırılmayacak çeliklere su verecek, o çeliklerden bıçaklar yapacaktır ki, tornada dönerken ahşap, en ufak bir sızı duymadan istenen şekli bulsun. Ahşap kalıp ustasının canıdır ciğeridir bıçakçı.

Bu asri şehir Yeni Zaman’da sade presa dökmez, sade kazani yapmaz. Makineler yapar, makine yapan makineler yapar. Dişli kasnaklar, vargeller ve çeşitli iş tezgâhları yapar.

Bisiklet yapar, saat yapar, kâğıt yapar, cam yapar, türlü kimya çıkarır, türlü mobilyalar yapar da yapar, saymakla bitmez…

Zamanı yakalama derdine düşmüştür İzmir, gözünü kırpmaz, uyku durak nedir bilmez. Hele yassı ocak tuğlalı uzun yuvarlak bacalar durmadan tüter, hiç uyumaz.

Yeni Zaman İzmir’i uyumaz ise, Punta’dan Konak’a Kordon boyu uzayıp giden raylar hiç uyumaz.

Raylar üstünde Aydın Garı’ndan Liman’a tramvaylar gündüz insan, trenler gece yük taşır ve bu hal İzmir’e mahsustur.

Gece gündüz Basmane’den Liman’a gidip gelen develer oturup geviş getirmeye zaman bulamaz, deveci uyumaz, eşek uyumaz. İzmir Yeni Zaman şehridir, uyumaz.

On iki saatlik vardiyaya ( 25) biner şehirde hayat. Darağaç sokağın iki yanını dolduran kombina, fabrika, kumpanya adlı istimli mekânlarda yevmiye en az on iki saat çalışır ırgatlar. Üç beş usta dışında ustaların, hele hele ırgatların alayı Hıristiyan’dır, Yahudi’dir.

Irgat üstüne ırgat biner şehre dört bir yandan. Darağaç’ta fabrikalar arasına ırgatya evleri yapılır, yetmez, Aya Konstantiniyye’ye (26) yeni evler yapılır, yetmez, Hacı Muço’da (27) Aya Triyada’ya (28) yeni evler… Ne kadar yeni ev yapılsa İzmir’e yetmez.

Meyhane Boğazı imkânı yok bu sıkleti çekmez, çekemez, yeni yeni sokaklarda yeni yeni meyhaneler biter.

Mahalle aralarında, tektekçi derlerler, ayakçı meyhanesi derler, onlar artar; Urla’dan, Alaşehir’den fıçı fıçı şaraplar gelir, galon galon şişelerden dökülür, bir dilim peynir yanı yumruk mezesiyle üç kupa yuvarlanır, bitkin bedenler vakitli hanelere yollanır.

Vakitli mekânı terk etmezsen n’olur?

Irgatlar olur da lümpen ırgatlar olmaz mı? Komşu mahalle Mortakia’dan (29) biter dayis (30) kısmı, işsiz kısmı, onlardan düşenler olur geç vakit tektekçiye; uykusuz ayaklar, kollar, bedenler katlanamaz serseri mavrasına (31); sık olur, seyrek olur, ama illa her gece bir hır çıkar, kavga olur.

Ayakçı meyhaneleri, tektekçiler İzmir’in türküleriNİ değiştirir, İzmir’in türküleri dayılanır, dumanlanır, berbatis olur…

Berbata çıkmış adım, of aman yandım, yemise to krasi (32)
Bilmem neden berbatım, hey dost hey, çık paraları
Güzel sevdim diye mi, of aman yandım, yemise to krasi,
Çapkın derler sevdalım, hey dost hey, çık paralar
ı”

Eski Zaman’da, kervanlar devrinde kervancı yüküyle gelen misal, masal ve hikmetlerin yerine; Yeni Zaman’da vapur vapur, yeni yeni fikirler bir heyecan şehre gelir.
Aksakallar şüpheyle bakar gelenlere, “heyecan aklı baştan alır” der…
Söylenene aldırmaz Yeni İzmir, yeni fikirlere dört elle sarılır.

Masal dibi:
1- Harup: Yun. Keçiboynuzu
2- Temaşa: Fars. Hoşlanarak bakmak. Seyretmek. Seyre çıkmak. Temaşalık: İzmir’de semt, Tamaşalık.
3- Presa: Yun. Pres.
4- Vapur: Fr. İstim, buhar.
5- Kazani: Yun. Kazan.
6- Osmaniye Sokak: Hemen hemen bugünkü Fevzi Paşa Bulvarı doğrultusunda Basmane’den Gümrük’e uzanan yılankavi sokak.
7- Yati: Yun. Niçin.
8- Kalâ: Yun.İyi, güzel, tamam.
9- Paytaht: Fars. Başkent, İstanbul, Saray.
10- Demirciler Çarşısı: Günümüzde 873. Sokak
11- Arasta: Fars. Çarşının bir esnafa mahsus kısmı, araste.
12- Kurşunlu Cami: Namazgâh semtinde, 920 sokak üstünde eski cami.
13- Taslıçeşme: Namazgâh’ta mahalle. Günümüzde 951 sokak çevresi.
14- Dönertaş, Keçeciler, Mezarlıkbaşı: Günümüzde Anafartalar Caddesi ismi altında kalan fakat hâlâ eski isimleriyle bilinen mahal ve meydanlar.
15- Hırdavatçılar Sokak ve Şeytan Çarşısı: Günümüzde 913.sokak
16- Fransız Gümrüğü: Günümüzde “Pier”.
17- Darağaç: Günümüzde Şehitler Caddesi aksına oturan iki taraflı semt.
18- Diana Hamamları: Günümüzde Halkapınar İstasyonu ve çevresindeki eski ve gölün bulunduğu bölge.
19- Ergostasio: Yun. Fabrika.
20- Günümüzde Alsancak Stadyumu ve yanındaki eski Güzel Sanatlar Fakültesi arazisi.
21- Mandamados: Midilli adasında belde. 1910 Tarihinde İzmir’de, Ergostasio İssigonis’te yapılıp monte edilen zeytinyağı fabrikası. Her şeyi ile korunmuş durumdadır.
22- Kazani: Yun. Kazan.
23- Panayamu: Meryem Ana’m.
24- Be ezrat ya Shem: İsmin(in) yardımıyla.
25- Vardiya: Yun. Değiştirmek.
26- Aya Konstantiniyye: (Tepecik) Bugün adı Yenişehir olan semt.
27- Hacı Muço: Günümüzde Bayraklı.
28- Aya Triyada: Bugün Turan semti.
29- Mortakia: Yun. Serseri yatağı. (Mortis: Serseri, külhanbeyi, kabadayı.)…………………. 30- Kabadayı, dayı.
31- Mavra: Gevezelik.
31- Yemise to krasi: Yun. Doldur şarabı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s