Masal’dır, kuytusunda HAKİKAT olur; cilt cilt kitaptır, içinde HAKİKATİ yoktur…

***

Peykeler, hasır oturaklı örgü iskemleler kalkar, Yeni Zaman icadı “sandalye” (1)çıkar gelir şehre kurulur.

Sandalye demeye dili dönmeyenler “karekla” (2) der ona,  İzmir anlar.

Masalda da, sohbette de bakır sini etrafında halka olmak adet iken, masa (3) gelir yerleşir şehre.

Dili renkli şehirde masa demek kolaydır,

Yeni Zaman’da sandalyeli, masalı olur İzmir, şehir yerden yükselir…

Masal halkasının her yeri her yanıyla denk iken, uzun masaların kısa kenarı kıymetlenir.

Müsavata (4) uymaz bu hale rağmen, üç gün geçmez, sandalyenin “meşruti oturak” olur çıkar adı, masaya ad konulmaz.

Meşrutiyet istemeyen, lâkin sandalyeli masalı düzeni eve ilk sokan paşalar, beyler bunu fırsat bilir,  “meşrutiyet” isteyenin indirir kinayeyi kafasına:

Cânım peyke, güzelim iskemle neyinize battı da eski köye yeni adet getirmeye kalktınız? Alın kıçınıza göre bir meşrutiyet, hayrını görün!”

                                                        *       *       *

Eski zaman sohbetleri ve bilhassa uzun kış geceleri halka olup dinlenen masallar, dinleyip anlayana değme hisseler sunar…

Masal ve sohbet halkasında ahengi bozmayarak oturmak şarttır, ama oturak şart değildir; ister yere bağdaş kurup taç yaprak misali halkalansın millet, ister diz üstü gelip otursunlar, ama hep aynı şekil otursunlar…

Masalcıya da, masala kulak açana, hisse kapana, hatta bir kulağından girip ötekinden çıkana da, dört ayağını dört yana uzatacak bir taht değildir, peyke değildir aranan…

Lâkin, kaba etleri morartan tahta oturaklı sandalye hangi aklın icadıdır, olacak iş midir?

Yeni Zaman’dır, suali cevapsız bırakmaz:

Zaman sana uymaz, sen zamana uy! Yeni Zaman yan gelip yatılacak zaman değildir…”

Yeni Zaman sabahtan akşama,  kâh asma altında olsun, kâh söğüt gölgesinde olsun, kâh masal halkasında olsun, oturanı sevmez.

Yeni Zaman’ın bu vaktinde, malda mülkte gözü olmayan gönül adamı “miskin” (5) dervişin adı tembele çıkar.

Nitekim, Yeni Zaman vakitlerinden birinde türlü dillerde bir lâf gezer dolaşır olur şehirde:

Çalışmak ibadettir…”;

i ergasia ine latriya…”(6)

Veya aynı minvalde, ters yönde gelir dikilir lâf:

Çalışmak ibadetten üstündür…”;

Veya kervancıların ve medreselerin ve Yeni Zaman İslâm mekteplerinin şehre hediyesi Farsi lisanla söylenir:

Kâr kerden ibadet est… (7)

Hangi lisanda söylenirse söylensin, bu kıssadan çıkacak hisse yoktur, söylenen ayan beyandır:

Durma!.. Oturma!.. Çalış!..”

Bana masal anlatma!..”

Min mu les paramitiya!” (8)

Yeni Zaman’da yeni insanın vakti yoktur, “vakit nakittir”,  iki kelâmı iki menevişle süsleyeyim de öyle söyleyeyim demez.

Yeni Zaman, vakti zamanı paraya çeviren zamandır.

Yeni Zaman “emir cümleleri” zamanıdır.

İşte, oturağı tahtadan sandalye bu emir cümleleriyle bir gelir şehre ve Meşrutiyet istemeyen beyzadeler ağzında bir güzel alay konusu olur.

Alay edilmekten midir, kaba et acısından mıdır bilinmez, lâkin sandalye her mahallede isyan ettirir şehri!

Ne yapsalar, ne etseler nafiledir, Yeni Zaman söz dinlemez, Nuh der de, “Nuh Peygamber” demez, sandalye, karekla her milletin mekânına yerleşir.

Namazgâh kıraathanelerinin asma altları bile sandalye, masa doluyorsa, varın gerisini siz hesap edin.

Hıristiyan ahalinin “kafe” mekânlarda da usul, ahenk kökünden bozulur, oturup kalkmanın, söyleyip dinlemenin edebi, adabı kalmaz.

Her gören bir vakit uzaktan bakar sandalyeye, etrafında dolanır, oturmaya korkar tahtaya, günlerce oturamaz, söylenir:

Reva mıdır bu azap bize, İzmir’e?..”

Hem sandalye etrafında tavaf eder, hem çareye kafa yorar:

“Bu cehennem azabını akıl eden kul ise, çareyi de kuldan bekler Allah…”

Gün be gün, adım be adım sandalye ıstırabından kurtulma yolları arar şehir…

Ve… Boşuna denilmemiştir “Keskin zekâ keramete kıç attırır” diye! Çare gelir. Nasıl mı?

Yemeni”yi (9), yeni moda, arkası basık asri “pabuçi”yi (10) fora eden, çıplak ayağı kıç altına çeker öyle oturur sandalyeye…

Oturduktan sonra kaideyi(xx) az ileri, az geri eder, bir güzel yerleştirir. Ayak uyuştukça arada bir değiştirilir, yine o mekânda eski usul akşamı eder. Bu bir…

Çok geçmez, bir sandalye daha kor karşısına, uzatır ayaklığa yemenili ayağı, sandalyeler eder mi sana iki…

İki de yetmez, koltuk altına bir sandalye daha çeker, eder üç!

Bu havalide bu usul meşrutiyet mirası bilinir, yerleşir gitmez.

Hele bir nargile tiryakisi için bu üçlü oturuş ve markuç(11) tutuş attığını vurmaktan daha önemlidir bitirim gözlerde.

Aletin aslı, Farsi lisandan kervancılar eliyle gelen “marpiç”tir; ama İzmir’in İslâm milleti “piç” deyip abdest bozmamak için olsa gerek, “marpuç” demiş kurtulmuştur.

İyi de Rum millet “markuç”u nerden çıkarır?..

Sağır işitmez uydurur,” misali, Farsi dile uzak olanın uydurmasıdır derler.

Marpuç sağ elde ise, yakına çektiği iskemlenin arkalığını sol kola koltuk yapar, yaslanır, pabuçili ayak karşıya yerleştirdiği iskemlenin ayaklığına uzanır, bir fırt çeker markuçtan.

Sol el tömbeki kül olup tükenesiye hiç boş durmaz, kehribar tespih fırdolayı döner durur son duman savrulasıya…

Arada bir, akla bir şey gelmiş gibi, gözler çakılır kalır, tespih de serçe parmağa asılır kalır…

Çok sürmez, uyanır tiryaki, ağır ağır maşa alınır, ince ince ateş yoklanır, icabında ateşçi kopil (12) tazelemeye çağrılır.

Erbabı marpucu, ney üfler gibi dudak kıyısıyla öper ve kısar gözleri, suda yıkanmış dumanı aşk ile ciğere çeker, gözleri yumup dumanı savurur göğe, seyreder ayrılıp gidişini…

Marpuç dudaktan uzaklaşırken tiryaki iki yanına, yamacına dönüp bir çift kısa laf eder, ahkâm keser, verdiği hüküm keskin sesli olur.

Gözler kısık bir nefes daha çekilir, billurda su fokurdar, duman salınır ve tekrar tömbekinin ateşi yoklanır, bu yoklama değil söz istemedir, sözü bıraktığı yerden alır, acelesiz, küçük adımlarla yoluna gider.

Nargile sohbetleri neden hep kısa cümleli, kesin hükümlü ve hatta kelime kelimedir?

Diye sorsan kestirip atar:

Lâfı uzatırsan ateş geçer birader…”

Nargileci hakkı yememek gerek: Gelen geçenin selâmını almak, türlü dilden atılan lâfı türlü dilden lâfla karşılamak ve incelikli takılmaları kararında kahkahalar ile süslemek her milletin kahve mekânında yaşanır, yerleşmiş usuldendir.

Bu nargile faslı sandalyenin İzmir’e hediyesi bir hoş orta oyunudur, lâkin…

Yeni Zaman’ın itirazı vardır bu hallere:

i ergasia ine latriya…”

    *     *     *

Yeni Zaman’ın sandalye vaktine yetişen iki mahalle mekânı vardır ki, sade sandalye ile kalmaz, yeni yeni icatlar peşine düşer:  İkiçeşmelik mekânları ve Fasulya Meydanı (13) kahvehaneleri…

Fasulya Meydanı mekânları Ortodoks Rum, Hıristiyan millet kahvehaneleridir, dil alışmıştır, kime sorsan “fasula” der oraya, meydan arabalarla, mekânlar arabacılarla dolu olur günün her saati.

Yeni Zaman’da İzmir üçe beşe katlanıp çoğalmadan evvel, fasulye tarlalarıdır buralar, adı oradan gelir.

Meydan’dan Kordon’a dik bir sokak gider, onun adı da Fasula’dır, havali de bu isimle bilinir, öyle anılır.

İkiçeşmelik mekânları çoğu İslâm, türlü dinden gençlerin uğramaya başladığı, meşruti mekân ismini hak eden yerlerdir; Kanunu Esasi’nin hediyesi gibidir Meşruti İzmir’e; Osmanlı vatandaşlığının gözle görülür hallerindendir.

Okumalar olur, zaman zaman ateşli münakaşalar olur, lâkin anca beraber, kanca beraber düsturundan dönmez taze İkiçeşmelik mekânları…

Her nedense, birincide küfür, “kavgas”(14), çıngar(15) boldur. Eşrefpaşa’nın, ki yeni mahalledir, Kritikos gençleri kafayı takmıştır, kimi zaman Moraitis, Çerkes, Tatar palikarya da alır yanına, sık sık damlar Fasula’ya hır çıkarmaya…

Biri Rum, biri Kritikos iki kardeş dilli palikâri ne eder eder “faça façaya”(16) gelir, sarılır yekdiğerinin boynuna.

Bu sarmaşma muhabbetten değil, nefrettendir.

İzmirli Rum palikari Vasilion’dan sonra “ime apo tin Simirni” (17) diye övünmeyi bırakmış, “ime Ellinas” (18) diye kasılmaya başlamıştır.

Kritikos İslâm delikanlı “yeni Yunan” İzmirli Rum delikanlıdan Girit İsyanı’nın intikamını almaya iner Fasula’ya …

Hele, Rumi 12 Mart 1237, Miladi 25 Mart 1821 olmalı, Vasilion bayramında bayrak asıp şenlik yapmaya kalkışılırsa…

Zaten kancayı takmıştır ikisi de birbirine bir kere, her vesile ile koyarlar postayı, basarlar gamatoyu (19):

Dayı mısın vre kolô pedo!”(20)

ime i dayis vre!”(21) der öteki dayılanır.

Bu “kavgas”ın, bu çıngarların namı yayılır dört bir yana; Hacı Muço’dan, Menemen’den kalkar gelir Rumdelikanlılar, Fasula’da Eşrefpaşalı dayılarının marizine kaymaya…

Horoz güreşinden tecrübelidir Fasula’nın aksakalları, meydandaki yeni karakoldan zabıta bitesiye, girerler araya, ayırır bitirim horozları yekdiğerini tepelemeden.  

İbiği kızaran Hint horozunu olduğu gibi, hır çıkarmakta mahir tepesi atık her dinden palikaryayı, bıçaklar çekilmeden, daha kan çıkmadan dalaştan çekip almakta ustadırlar.

İbiği kızaran da, tepesi atan da okkalı şamarı yer suratına, kuyruğu kıstırır, köşesine çekilir, oturur.

Perşembe’nin gelişini anlamak için Çarşamba’yı beklemez şehir, hükmünü verir;

İzmir’in Meşrutiyeti’nin suyunu çıkarmaya çalışanlar var!..”

Namazgâh’ta, Fasula’da, Darağaç’ta, cümle masalı sandalyeli muhabbetlerde söz gelir oraya dayanır:

“Hepimiz Osmanlıyız derken, hepimiz İzmirliyiz derken, Gâvur-Müslüman tefriki(22) yok derken…”

Masal dibi:

1-         Sandalye: ar. Arkalıklı, kol koyacak yerleri olmayan, tek kişilik oturak.

2-         Karekla: yun. Sandalye.

3-         Masa: Rumca (TDK, Türkçe Sözlük).

4-         Müsavat: Eşitlik. Meşrutiyet’in üç (Hürriyet, Adalet, Müsavat) ilkesinden biri.

5-         Miskin: Mal ve mülkü olmayan kimse.

6-         Yun. Çalışmak ibadettir.

7-         Farsça,    “               “                 .

8-         Yun. Bana masal anlatma.

9-         Yemeni: ar. Bir tür hafif ve kaba ayakkabı.

10-       Pabuçi: yun. Ayakkabı.

11-       Markuç: fars. Marpuç.

12-       Kopil: İzmirce, yun. Söylenişi Kopeli; çırak, delikanlı.

13-       Fasulya: yun. Fasulye. Fasula Meydanı: Günümüz Mondros Meydanı.

14-       Kavgas: yun. Kavga.

15-       Çıngar: smyrneika/İzmirce: Kavga.

16-       Faça façaya gelmek: smyr. Karşı karşıya gelmek.

17-       İzmirliyim.

18-       Yunanlıyım, Elen’im.

19-       Gammato: argo. Sövmek.

20-       Kolô pedo: yun. Orospu çocuğu.

21-       ime i dayis vre: yun. Dayı mısın ulan.

22-       Tefrik: ar. Ayrım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s