İttihatçıların yeni çevirme hareketlerinin doğal olarak artık herkes farkına varıyor. Bu çevirme hareketlerini; şu kelimeler, şu cümlelerle özetleyelim:

Memleketçilik, mili birlik, dışarıya karşı güçlü bulunmak gereği. Millete dayanan bir hükümet gereksinimi… Yalvardık, rica ettik, çok defalar yazdık. Şimdilik bu gibi anlaşmazlıkları bırakalım. Karşımızda amansız bir kuvvet var. Bizi eziyor, bu gidişle bütün bütün ezecek. Seçimlerden elde edilen amaç milli iradeyi temsildir. Böyle sürer gider…”

Bütün söylenen sözler bunlardan ibarettir. Ve bu kelimelerin altında gizlenen kirli emelleri, o kadar güzel keşfediyoruz ki milletin bir daha böyle dolaplara düşmemesi için gereken doğru yolu göstermeyi bir görev sayıyoruz.

Mütarekeden sonra bu memleket artık İttihat ve Terakki yönetimine ve onun rezaletine katlanamadığı için bu duruma doğal olarak son verildi.

İttihatçılar evvela canlarına kıydıkları mazlumların, yıktıkları hanelerin, mahvettikleri ailelerin, çaldıkları paraların intikamı alınacağı, hesapları sorulacağını zannederek titrediler.

Gelen hükümetler, milletin derdine deva olacak hiçbir şey yapmadı. Divanı Harpler, gazetelerde eğlenceli birer yazı dizisi gibi oldu. Herkes uzun uzun yargılamaları okumakla tatlı tatlı vakit geçiriyordu. Bu süre içinde Ocak (İttihat Terakki/ Türk Ocağı-tu) yavaş yavaş çıtırdamaya başladı. Birkaç ay evvel, İttihatçı olduklarını söylemeye bir türlü dilleri varmayanlar gün geldi ki artık sokak ortalarında İttihatçılıklarını bağıra bağıra söylüyorlar.

Sonunda bir milli güçler meselesi çıktı. Bu İttihatçılar için bulunmaz bir fırsattı. Hemen hepsi birden buraya akın ettiler. Milli güçlere katılan İttihatçılar artık İstanbul’a kadar dillerini, yavaş yavaş da ellerini uzatıyorlardı.

Seçimler meselesi, İttihatçılar için başarılarını sağlama alacak bir araç gibi oldu. Hemen kötülüğe yönelerek daima tahribe doğru giden örgütleriyle memlekette eski zamanları hatırlatacak propagandalara başladılar. Seçimler başladı. İllerden seçilen mebuslar, kıpkızıl İttihatçı olarak geliyordu.

Eskiden seçim sayesinde seçilen, daha doğrusu atanan mebuslar vaktiyle toplayıp biriktirdikleri entrikalı servet yığınlarının üzerinden gururlu ve mütebessim atlayarak çoğunun ayaklarına, ellerine bulaştırdıkları kan çukurlarının yanından aldırmaz ve mütebessim bir halde geçerek sevinçli ve övünçlü bir halde geldiler, geliyorlar ve gelecekler.

Bu yönü bütün açıklığıyla ortaya atılınca illerden seçtirdikleri mebusların kimlik ve kişiliklerinden cüret alarak aynı rolü İstanbul’da da tekrar etmeleri pek doğaldı. İttihat Terakki’nin bu durumu anlaşılınca o maske altında o siyah perdeye bürünerek iş gören eden şahsiyetlerin gerçek amaçları ortaya atılınca İttihatçılar bu umulmadık olaydan alıklaştılar. Seçilen İstanbul mebusları herkesçe biliniyordu.

Bir kere İttihatçı olmak üzere tanınmışlardı. İkincisi bütün savaş yıllarında Alman şakşakçılığı yaparak, Talât hükümetine dalkavukluk ederek geçinmişlerdi.

Bu siyaset defterlerini kapamak için son zamanlarda pek moda olan “milli” kelimesini kendilerine siper ettiler ve bunun arkasına gizlenerek mebusluklarını kabul ettirmek hayaline daldılar.

Fakat İttihat ve Terakki aygırı artık gemi azıya almıştır. İstanbul seçimlerinde hiç tanınmamış, daha doğrusu (salt) İttihatçılıkla tanınmış olanları da hemen tayin ettiriyordu.

Bu milletin onuruna acı bir tecavüz, memleketin duygularıyla ağır bir alaydı adeta:

  • İşte görüyorsunuz ki, biz memleketi mahvettik, çaldık, yedik, sattık, savdık, kırdık, geçirdik. Bize İttihatçı derler. Her zaman kuvvetliyiz. Her zaman seçiliriz. İstersek iktidara da geliriz. Millet bizim elimizde bir oyuncaktır. Ne istersek o olur, demektir.

Doğal olarak buna ne kamuoyu, ne de millet tahammül edebilirdi. Bir aldatmacadır başladı. Kıyamet koptu. Herkes bir türlü bastırılamayan hırsını, kinini ortaya atıyor, derdini döküyordu.

Hâlâ mı?

İttihatçılar hiç ümit etmedikleri bu tepki karşısında kalınca başka türlü bir çürüme hareketiyle örtmek istediler. Kimisi İttihatçı olarak tanınan bir iki şahsiyetin istifasını ileri sürdü. Kimisi seçilen mebusların arasına muhalefette tanınmış bir iki sima alınmasını önerdi.

Sonuç, tek seçimlerin şu şekli bozulmasın, Ocak (İttihat Terakki) yanmasın, tütsün. Fındıklı Sarayı’nda (Meclis’in toplandığı bina) araya alınacak mebuslar da varsın biraz ıslansın.

Ahmet Ferit Bey (Türk Ocağı kurucularından-tu) yeni bir çevirme hareketi yapıyor. Karşımızda imansız bir düşman olduğunu ileri sürüyor ve hak yolunda görünerek bizi uyanık olmaya davet ediyor.

Bu imansız kuvvet karşısında birleşmiş bulunmak gerektiğini ileri sürüyor.

Ferit Bey’e ve aynı düşüncede olanlara bir kelime ile cevap vereceğiz.

Bizler için, Osmanlılar için, Türkler için, Şark için, Garp için velhasıl bütün dünya için bir tek imansız düşman vardır: İttihat ve Terakki!

Başka düşman bilmiyoruz.

Refii Cevat, 25 Kanunuevvel 1919 (7 Ocak 1920) Alemdar.

foto: Ermeni Soykırımı suçlusu “Malta Mahkumları”… Teşkilatı Mahsusa tarafından hapishaneden kaçırılmaları ihtimaline karşı Malta adasına götürülmüşlerdi…

not: Not: Refii Cevad 1890 Şam doğumludur. Galatasaray lisesi mezunudur. 1909’da Alemdar gazetesini çıkartır.1914-1918 yılları arasında İttihatçılar tarafından Sinop, Çorum ve Konya’ya sürülür. İttihatçılar ve Ankara aleyhindeki yazılarından dolayı “Yüzellilikler Listesi”ne alınır (1922) ve  yurt dışına sürülür, ancak 1938’de “af”la döner. Yeni Sabah gazetesinden sonra köşe yazarlığına 1953’ten itibaren Milliyet’te devam etmiş, 1968de vefat etmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s