Meşrutiyet’in 1908’de yeniden ilânının ertesinde, İttihatçılar, bir kötü gelenek yerleştirmeye girişir, Balkan milletleri ve diğerlerinin Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelelerinde ve iç siyasette eşkıya çetelerini kullanmaya ve gizli suç örgütleri kurmaya başlar.

“Adana Katliamı”nda (1909) Ermenilere karşı eşkıya çeteleri kullanılır ve 1.Dünya Savaşı öncesinde, “efe veya zeybek” denilen çeteler kullanılarak Ege sahillerinde yerleşik Rumlar yurtlarından sürülür.

Eşkiyalar, “milli müfreze” silahşorları ve sair suç örgütü üyeleri hâlâ “kahraman” mertebesindedir!

“Çete” kullanımı gittikçe bir “resmi gelenek” olacak, İttihatçı eller temiz kalacaktır!

                                                      **       **       **

İttihat ve Terakki hükümeti, Birinci Dünya Harbi’ne “yeni topraklar fethetmek” için falan değil, savaş koşullarını fırsat bilip “iç siyasi” hedefine ulaşmak için girer…

Resmi kitaplardaki “Biz yenilmedik, Almanlar yenildiği için biz de mağlup sayıldık” ifadesi, evet bir bakıma doğrudur.

Batı Anadolu’daki “Rum sürgünleri” ve “Ermeni Tehciri/ Soykırım” gibi bir  “İttihatçı zaferi” ortada dururken yenilgi kabul edilemez!

Savaş sonrası barış görüşmeleri yokuşa sürüldüyse, başta gelen neden “iç siyasi zafer”den taviz vermemek içindir.

Savaş ertesi, nüfusu “tek millet”e dönüştürmek amaçlı işlenen suçların ve özellikle Anadolu topraklarında Ermeni nüfusun silinmesinin hesabını vermeyen İttihatçılar, üstelik şiddete dayalı iktidarını, hükümet kuramadığı zamanlarda bile elden bırakmamıştır.

İttihatçılar için eksik kalan “işler”i tamamlamanın ve savaş sırasında uygulanan “tehcir” ile Anadolu topraklarından Ermeni nüfusunun yok edilmesi suçlarından kaçıp kurtulmanın fırsatı Yunanistan Krallığı ordusunun İzmir’e asker çıkartması ile beklenmedik bir anda doğar.

“İzmir işgali, İzmir kıyımları olmasaydı, İttihat ve Terakki ölmek üzereydi. Hatta ölmüştü, dirilmeye savaşıyordu. Ama bir türlü başaramıyordu. Türkler ve Türklük için üzücü bir geçmişin cinayetleri, o cinayetten daha ağır siyasi hataları altında ezilmiş, kalmış, kımıldanamıyordu…” (Ali Kemal, Peyam, 13 Ağustos 1919, s.1.)

İşte bu “Yeniden İstiklâl Harbi” sırasında, Ankara’da toplanan “Milli Meclis” (Büyük Millet Meclisi) o kadar çok “af kanunu” çıkarır ki, cinayet dışındaki bütün suçlardan (Tecavüz, gasp, hırsızlık, yaralama vd…) hükümlüler “Kuvvayı Milliye”ye alınır.

Yani, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan ve doksanlardan bu yana ayyuka çıkan “yerli ve milli mafya kuvvetleri”nin geçmişi pek köklüdür!

Bunu en iyi o zamanların resmi mafyasının, “Teşkilatı Mahsusa”nın içinden gelen ve “suikast” suçundan ötürü on yıl kadar yattığı Romanya hapishanelerinden çıkınca İzmir’e gelen Hasan Tahsin (Osman Nevres) anlatır:                            

“Taparcasına sevdikleri cemiyetin ve partinin (İttihat ve Terakki Fırkası-tu) yahut siyasi imanın tutar bir yeri kaldı mı? Cemiyet’in (İttihat ve Terakki Cemiyeti- tu) siyasi hayatında bütün eylemlerinde kan ve cinayet, zulüm ve suistimal, uygarlığı küçümsemek, kainata meydan okumak gibi haksızlıklar, kötü ve memleketin temeli için, içinde bulunduğumuz yüzyıl için birer ayıp olan pek çok fasıllar dururken, şimdi beyaz kağıt üzerinde yüz kızartacak kara cümlelerle kimin hesabı görülmek ve kimin onur ve değeri kurtarılmak isteniyor?

Şimdi İttihat ve Terakki eski genel sekreteri Celal Bey (Üçüncü Cumhurbaşkanı Bayar-tu), Manisa ve çevresinde dönüp dolaşıyor. Gazeteler kendisinden İttihat ve Terakki’nin genel sekreteri diye söz ediyorlar. Son İttihat kongresinde Talât, İttihat ve Terakki’nin paydos borusunu çalmamış mı idi? O halde şimdi taşra örgütlerinin eylemleri nasıl devam ediyor? İttihat ve Terakki ya var ya yok! Bunu anlamak istiyoruz. Varsa nasıl oluyor da memlekete bu kadar zulüm ve ihanette bulunan bir örgütün devamına izin veriliyor..”

“İttihadın kılıç artıklarının haber sayfaları ilgili oldukları eski örgütün memleketi kan ve yoksulluk içinde batırdığını, pek çok aydını tam ve yarım şehit yaparak ailelerin başlarına siyah bir tül gerdiğini, en sonra adi hırsızlar gibi önemli bir serveti alarak bilinmeyen bir yere def olup gittiğini hatırlasalar ve sussalar.” (Hukuk-u Beşer, başyazı, 11 Aralık 1918)

foto: Bekir Sami ve ilk kurduğu “müfreze…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s