“’Vatan haini’ kavramının objektif bir anlamı olduğu çok şüphelidir.., eğer bununla ‘vatana kötülük etmek’ kastediliyorsa, böyle bir kötülüğün gerçekten de var olup olmadığını ‘vatanın iyiliği’yle ilgili politik düşüncelerimizden ve içinde bulunulan şartlardan bağımsız olarak belirlemeye imkân yoktur. Daha da önemlisi, kimin ‘vatan haini’ olduğunu belirleyebilme konumu bilgiye ve gerçeklere dayanan moral bir otoriteyle ilgili olmayıp, çok kere, doğrudan doğruya iktidar mevkiinde bulunmanın bir fonksiyonudur.’’ (Mustafa Erdoğan.org; Diyalog, 10 Kasım 2019)

İttihatçılar hep “istiklâl”den yana olmuştur!

İttihatçıların iktidarında kendilerine karşı olan herkese “hain” yaftası yapıştırılır.

İslâm millet dışındaki Osmanlı milletleri, sade Müslüman olmayanlar değil, Müslüman Arap milletleri bile, İttihatçı “istiklâl”den yana değildir; bu milletlerin çoğunluğu çok dinli, çok dilli bir milletler bahçesinden yanadır ve o yüzden “İttihatçı istiklâlci”lerin “hainler” olarak hedef tahtasındadır.

Elbette buna direnen İslâm aydınları, asker ve memurları da vardır. Mesela “hain” Ali Kemal “istiklâl”i istemez:

“Araplar, Suriyeliler, Iraklılar başlı başına, topraklarında çoğunluğa sahip birer millet oldukları için isterlerse bizden ayrılabilirler, ona diyeceğimiz yok… Bu topraklarda azınlık derecesinde olsun Hıristiyan ve saire diğer milletler de bulunduğu için aynı Milletler Cemiyeti yine yönetim biçimimizle ilgilenmek ve bizi yönetim ve egemenlik vadisinde medenileşme ve gelişmeye yöneltmek, meselâ son beş sene içinde yaptıklarımızı bir daha yaptırmamak isterse, milli gelişimimizi engellemez, milliyetimizin yıkılmasına sebep olmaz” diye yazar. (bkz. Ali Kemal, “Biz Türklerin İstediği”, Peyam, 9 ağustos 1919, s.1.)

“Araplar bizi arkadan vurdu” demekle, “kendi kaderini tayin/ ayrılma hakkı”nı kabul etmek ne kadar farklı iki zihniyet!

Ali Kemal “milli gelişim”i İttihatçıların “istiklâl” hedefinde görmüyor ve eğer yukarıdaki talepler gerçekleştirilmezse “milliyetimizin (İslâm-Türk) yıkılması” tehlikesine işaret ediyor ve “hain” oluyor!

Nedir bu “istiklâl”deki keramet, ki her eleştiriye kalkışanın “hain” ilân edilmesine el veriyor?

Ne olduğunu bir başka “hain” anlatsın:

“Osmanlı tarihinin kaydettiği böyle bir tehlikeli uçurumla alakalı olarak kötülük edenleri, toplu kıyımlar yüzünden milletin yüce ve temiz ahlak ve karakterini bütün dünyaya karşı lekelenmiş olarak gösterenler… Onlar bizim bildiklerimiz değil mi?.. Çeteler yapıp tebaamızı (Ermeni ve Rumları kastediyor-tu) satırdan geçiren sergüzeştler, ceplerindeki altınlarını namus ve ırza taarruz için desteleyen uşaklar, damatlar asan, padişahlar süren ileri gelen koltuk sahipleri bunlar onlar değil mi? Harp çığırtkanları, harp kasapları, o Otuz Bir Mart sorumluları, o asi ve insan kandırma meraklıları, o mukaddesat düşmanları, bütün onlar, bunlar değil mi?..” (Refii Cevad,  Alemdar, başyazı, 16 Ocak 1920)

Foto: Osmanlı’dan kurtulmak için mücadele eden Arap direnişçiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s