Genelkurmay “Kubilay Olayı” hakkında elindeki belgelerden bir kısmını “Menemen Belgeleri” adıyla sitesine koymuş[1]. Bu “belge” diye konulanlar, “Divanı Harp Mahkemesi” yargılamalarının en kuvvetli delilleridir. Sırayla üzerinden geçelim :

Belge 1: Yedek Subay Mustafa Kubilay’ın ölümüne ilişkin keşif raporu:

Daktilo ile yazılmış 23 Aralık 1930 tarihli Keşif Zabıt Varakası, “kör testere” efsanesinin tersini yazıyor. O satırları buraya almayı yüreğim kaldırmadı. Merak eden “Genel Kurmay ATASE Arşivi; D1, F1-1” belgesini okusun. Burada kısa ve önemli bir alıntı vereyim:

“Sebebi mevtin (ölüm nedeninin) müteveffayı mumaileyhe (adı geçen ölüye) isabet eden bir kurşun sağ koltuk altındaki talemi ibtıyı sadrinin (göğüs kafesine koltuk altı tarafından) yukarı ve ön kısmından bir eski beş paralık kutrunda (çapında) giriş deliği görülmektedir… … baş cismi derekkinin  (gırtlağın) üst kısmından arka ve yukarıya doğru meyil gösteren … boyundan tamamıyla ayrılmıştır… cerhayı katıanın (yaralayan kesicinin) kenarları muntazam olduğunu (kesme, keskin ağızlı bir tarafı künt oluklu ve takriben 25 santimetre uzunluğunda) bir bıçakla yapıldığını…”

Kubilay’ın ölümü doksan bir senedir “kör testere” edebiyatı ile işlenir. Genel Kurmay’ın sitesine koyduğu belge bunun “keskin ağızlı ve oluklu bir bıçak” olduğunu yazıyor. Hafızalar kazınan “kör testere” yalanı, nefretin “uzun ömürlü” olmasında önemli enstrüman işlevi görmüştür.

Belge 2 ve 3: Sanık İbrahim Hoca’nın İfadelerinden

İbrahim Hoca, gizli örgütsel ilişkilerin ikinci önemli adamıdır. Birinci sanık Nakşibendi şeyhi Esat Efendi’dir. İbrahim Hoca’nın el yazısı ile alınmış ifadesinden aktarıyorum:

“-        Siz Nakşibendi tarikatına mensupmuşsunuz, ne vakit intisap ettiniz (girdiniz). Kime mensupsunuz (bağlandınız). Sahai faaliyetiniz (faaliyet alanınız) nedir, izah ediniz” diye sorulur İbrahim efendiye.

“Evet ilk tarikata intisabım (bağlanışım) on iki sene evveldir. (Tarikatım) Nakşibendi’dir. Şeyhim İsmail Necati’dir. Babıali’de oturuyordu, tekkesi vardı. Ölmüştür. Ondan bir sene sonra tahminen o zaman Çapa’da tekkesi bulunan Şeyh Esat ef.nin (efendinin) zikrine gittim ve ona bağlandım. Yani benim hocam oldu. Yirmi bir seneden beri tabur imamıydım. Son tabur imamlığım Manisa’da geçmiştir…”

İfade burada kesintiye uğrar ve ”Evinde hizmetçisi var mı” sorusuna atlar. Bu kopukluğa bakılırsa; adın soyadın, doğum tarihin ve benzeri kısımlarını atıp bir paragrafını aktardığım İbrahim efendinin ifadesinin tamamı yok Genel Kurmay internet sitesinde! Ya da…

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunun kabul tarihi 30 Kasım 1925’tir. Bu tarihten yedi sene, Cumhuriyet ilânından beş sene evvel bin yıllık bir dini geleneğe uyarak İbrahim Hoca bir tarikata katılmış. “Kanun” ile tarikatlar yasaklandıktan sonra Esat efendiye saygı ve bağlılığını sürdürmüş. “Kanun emrediyor” diye selam-sabahı kesmek mümkün müdür?

Tarikat üyelerinin “gizli örgüt” faaliyeti sürdürdüklerine dair ayrı bir delil de gösterilmiyor.

Belge 4: İbrahim Hoca, “ifadesini itimat etmek için” polis kısm-ı idari reisi Nail Bey’e okutturduktan sonra imzalamıştır.

İbrahim efendi “eski yazı” ile yetişmiş bir kişidir. Latin harflerine geçileli daha üç yıl olmamıştır. İbrahim efendi bu harfleri ya hiç tanımaz ya da tanısa bile el yazısı tutanağı okuyamaz. Bir polise “itimat ettirilir” ve polisin okuduğu tutanağı imzalar. Yeminli tercümandan sonra Cumhuriyet’in hukuk tarihine “mutemet polis memuru” da böylelikle girmiş oluyor.


[1] http://www.tsk.tr/FaydaliBilgiler/TarihtenKesitler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s