Yüzleşme Yazıları

 “XX.Yüzyılın önemli bir bölümünde hakim olan ve benim de  Beyrut’ta bizzat gördüğüm entelektüel ve kültürel atmosferi de hatırlatmakta yarar var. Örneğin Hartum Üniversitesi’nde… erkek ve kız öğrencileri arasında yaşanmış olabilecek tartışmaları düşünüyorum; bu gençlerin ellerinden düşürmedikleri Gramsci’nin kitaplarını, oynadıkları veya alkışladıkları Bertolt Brecht piyeslerini, Nazım Hikmet veya Paul Eluard şiirlerini,.. tepki verdikleri olayları -….- derin nostaljiyle düşünüyorum.”[1]

Senin bu satırların İzmir’in “İyonya Üniversitesi”ni hatırlattı bana sevgili Maalouf…

                                                    **       **       **

İyonya Üniversitesi kurulması 1920’de gündeme geldiğinde; üç semavi dinin dört temsilcisi, türlü görüş ve kültürden aydınlar, tüccarlar, sanayiciler ile İslâm milletten vali, belediye reisi ve yüksek komiser Stergiadis bir araya gelir,  hesap kitap yapar, “şehir meclisi” bütçesiyle ve hamiyetli zenginlerin desteğiyle üniversitenin altından kalkılabileceği kararına varılır.

Öyle bir üniversite kurulmalıdır ki, yıllardır Avrupa’ya öğrenci gönderen İzmir, artık Avrupa’dan okumaya geleceklerin şehri olmalıdır…

İslâm millet siyasi partilerinin taraftarları; Hürriyet ve İtilâf, Osmanlı Demokrat Fırkası, Osmanlı Sosyalist Fırkası bu girişimi destekler. Islahat, Müsavat, Sadayı Hak gazeteleri bu girişimin yanındadır.

İyonya Üniversitesi’ni desteklemeyenler, kendini fesheden “savaş ve tehcir suçlusu” İttihat ve Terakki’nin kaçacak delik arayan firari taraftarlarıdır.

İzmir’in Türkçe yayımlanan eski gazeteleri, Ahenk ve Hizmet gazetelerinde İyon Üniversitesi’ne bir itiraz yoktur…

İttihatçı “Anadolu” gazetesi “Yunan işgali”nden önce İzmir’de yayın hayatına son vermiş, İtalya’nın “işgal”indeki Antalya’ya sığınıp “özgürce!” yayın hayatını başlamıştır!

Rumca yayımlanan Amaltiya (mitolojide bolluk simgesi),  Armoniya (ahenk), Kozmos (kâinat) ile sayıları onu aşan Ermeni gazeteleri ve La Reforme (ıslahat) gazetesi üniversite heyecanını paylaşır sayfalarında.

Kimi kafalar, “Neden gâvur adı, neden İyonya Üniversitesi?” diye soracak ve “İşte gördünüz mü, bu “Yunan Üniversitesi demektir” diye mim koyacaktırburaya, kuşkun olmasın.

Hemen söyleyeyim ki, İyonya Yunanistan değildir; İyonya İzmir ve Aydın illerinin sahil şeridinin Antik Çağ’dan beri bilinen ve Osmanlı’nın da yüz yıllarca kullandığı bölge adıdır.

Üniversite’de eğitim Türkçe ve Yunancadır. Malûm kafalar yine soracaktır, “İslâm toprağında Yunanca’nın işi ne?” diye. Birincisi, Yunanca yüzyılların bilim dilidir, ikincisi, İzmir milletleri içinde Yunanca dilini konuşan geniş bir Ortodoks Rum millet nüfusu vardır.

İyonya Üniversitesi’nin önde gelen kurucularından iki bilim insanını anmalıyım burada değerli Maalouf; Istepan Karatodori ve Yorgo Yovakimoğlu.

Aynı kafalar “Bu iki gâvur da nereden çıktı?” diyecek ve çok yanılacaklardır, onlar Ortodoks Hristiyan Osmanlı vatandaşlarıdır!!!

Profesör Karatodori’nin babası, Osmanlı İmparatorluğu’nun Brüksel büyükelçisidir; büyük dede İstefanidis Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin kurucusu ve saray hekimidir. Yeğeni Konstantin Karatodori ise Londra’da eğitim görmüş bir cerrah ve göz hastalıkları uzmanı ve saray hekimidir. Dahası; hekim İstefanidis Karatodori’nin oğlu Aleksandr Karatodori Paşa ise hukuk ve matematik eğitimi almış bir Osmanlı diplomatıdır ve Hariciye Nazırı (dışişleri bakanı) olan tek Hıristiyan Osmanlı’dır!

Profesör Karatodori mühendislik eğitiminin ardından matematikte derinleşmiş bir ünlü bilim insanıdır.

Profesör Yorgo Yovakimoğlu 28 Aralık 1887 Kula doğumludur. İzmir’de liseyi bitirir ve ardından Berlin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gider. Berlin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak bulunur ve orada “deneysel Farmakoloji” profesörü olur.

9 Eylül 1922’de hem İzmir hem “gâvur”lardan kurtulur, hem de İzmir “İyon Üniversitesi”nden kurtulur.

İyon Üniversitesi tarihe karışır ve ta1956 yılına kadar İzmir’de üniversite kurulamaz!

                                                    **       **       **

Kusura bakma ama sevgili Maalouf, bir de kalkmış, Beyrut’ta “gençlerin ellerinden düşürmedikleri Gramsci’nin kitapları, oynadıkları veya alkışladıkları Bertolt Brecht piyesleri, Nazım Hikmet şiirleri”nden dem vuruyorsun!

Benim, çoğu “Cumhuriyet”imin yüz yılı sansür ve baskılar altında geçmiştir. Siz Beyrut’ta şiirlerini okurken Nazım Hikmet on üç yıl zindanda yatmış, ancak kaçarak kurtulabilmiştir!


[1] Amin Maalouf, “Uygarlıkların Batışı”, s.64, Yapı Kredi Yayınları 2019

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s