Yüzleşme Yazıları

“Karanlık çöküp de dar, düzensiz sokaklardan el ayak çekilince, Türklerin, Rumların ve Ermenilerin dostça bir arada oturduğu büyük bir kahveye sığındık… Yunanca’daki sesli harfler, Rumca’da tuhaf ve yanlış bir şekilde yer değiştiriyordu adeta…[1]

İzmir’de türlü dillerden insanlar gün olur “kavga” eder küsüşür, gün olur barışır, sohbetlerin derinine sarılır sevişir…

Hayatın insan hâlidir bu arada bir dövüşmeli sevişmeler, Beyrut’ta da öyle değil midir değerli Maalouf?

Lâkin, milliyetçiliğin (ulusalcılık da öyle) “nefret” dili getirilip bomba gibi atılmasın çok dilli sevişli-dövüşlü sohbetlerin orta yerine…

Meselâ “boykotaj” gibi bir nefret bombası… Meselâ “Müslümanlar, Rumlardan alışveriş etmeyin!” gibi bir bomba…

Milliyetçiliktir, ümmetçiliktir, yani sadece kendi milletinden, kendi dininden olana hak tanımaktır İzmir uygarlığını yıkan, yakan, yok eden…

Ulusalcılıktır, yani kendi “ırk”ından olana, sadece “Türk” olana hak tanıyan zihniyettir, herkesi Türk olmaya zorlayan,  İzmir uygarlığını yıkan, yakan, yok eden…

                                                          **       **       **

Türk Dil Kurumu (TDK), “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet” diye tanımlıyor uygarlığı.

Yanlıştır!

Medeniyet; “Adalet severlik, insanca iyi ve ferah yaşayıştır… İçtimaî münâsebetlerde, ilim, fen ve san’atta tekâmül etmiş cemiyetlerin hâli”dir.[2]

Öyle ise uygarlığın “toplumun maddi varlığı” ile ilişkisi yoktur, “manevi” varlıkların; bilimin, sanatın, dillerin, kültürlerin yanında sözü edilecek bir “değer” değildir, sıralamada sonda gelir.    

Bilirsin değerli Maalouf, “Smyrneika” denilen, dillerden doğmuş bir dili,  bir “İzmirce”si vardır çok dilli yıllarında benim şehrimin.

Yüzyılların birikimi bir “dil”i kim incir-üzüm rekoltesi veya demir-çelik tesisleriyle eşdeğer tutabilir ve ne hakla?!

Değerli Amin Maalouf, yazdıklarımda yer yer sesim yükseliyorsa beni bağışlayın. Öyle ucuz, öyle sıradan “tarih” diye, “kurtuluş” diye, “modernleşme diye, aydınlanma-çağdaşlaşma-batılılaşma diye ve hatta “barış” diye tanımlara, anlatımlara, sloganlara boğuldu ki yüz yıl boyunca bu toplum, o sesleri bastırmak için az da olsa “feryat etmek” istiyorum.

                                                 **       **       **

İstiklâl Marşı’nda “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” derken Mehmet Akif ne demek istiyordu?

Herhalde kocasından boşanmış kadın kastedilmiyor “medeniyet” denilirken bu dizede. 

“Manevi varlıklar, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerin tümü” mü kastedilmiş olabilir mi?

Çeşitli diller ve dinlerden insanların bir arada yaşamasını inancı bakımından doğru görmeyen ve “istiklâl” isteyen bir Müslüman’ın haykırışı mıdır bu?

                                                         **       **       **                                 

“Kurtuluş”tan sonra egemen olan bir azınlığın “giyim-kuşam”, “fes-şapka”, “ferace-tayyör” rekabetli defilesi altında öylesine uygarlık yoksulu bir hâle düşer ki İzmir…

Mesela;

 Değerli Gökhan Akçura, “İzmir Şehir Tiyatrosu” adlı kitabında; 1841 yılında İzmir’de Théatre Euterpe adlı yeni bir tiyatro binasının hizmete girdiğini anlatır. 1874 yılına ait bir haritanın incelenmesinden, bu tiyatronun o yıllarda var olduğu ve “Rue des Roses” (Gül Sokak) üzerinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Dönemin gazeteleri salonun yaklaşık 400 kişilik olduğunu, iki sıra loca, amfiteatr şeklinde bir galeri ve çoğu numaralı sıraların bulunduğu bir parterden oluştuğunu yazmaktadırlar.”[3]

Euterpe’yi;  Théatre de Smyrne” (İzmir Tiyatrosu), Apollon Tiyatrosu, “Alhambra” (Elhamra) Tiyatrosu izler…

Peki İzmir İslâm milletinde durum nedir? 

“Türk (o gün için pek geçerli bir kavram değildir, siz İslâm millet diye okuyun) halkına hitap eden Türkçe tiyatro gösterileri ise 1880’lerin ortalarından sonra oynanmaya başlamıştır. Bu temsiller, genellikle İstanbul’dan gelen ve oyuncularının hemen tümü Ermeni asıllı olan tiyatro trupları tarafından oynanmaktadır.”[4]

“Kurtulmuş” İzmir’in Devlet Tiyatrosu’nda sürekli oyunların oynanmasına Türk Ocağı binasında, 1957-1958 sezonunda başlanmıştır, yani sürekli oyunlar sergileyen çok dilli İzmir’in ilk tiyatrosundan yüz on beş yıl sonra!

Uygarlık kitaptır, gazetedir, dergidir…

Tiyatrodur, müziktir, şiirdir…

İzmirce’dir, dildir, dillerdir…

İzmir “kurtarılmış”, lâkin uygarlığı kurban edilmiştir. Aldırmayayım mı Maalouf?

İslâm millete uyup “Mevzubahis olan istiklâl ise medeniyet teferruattır mı” diyeyim?!

Laikçi millete uyup “Mevzubahis olan kurtuluş ise uygarlık teferruattır mı” diyeyim?!

Söyle, ne diyeyim???


[1]   Herve Georgelin, “Smyrna’nın sonu: İzmir’de Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe”, s. 145, Bir Zamanlar Yayıncılık 2008.

[2] Osmanlıca – Türkçe Sözlük. https://www.osmanlicaturkce.com

[3]  Bkz. Eski İzmir Tiyatroları. – Avni ALANYALIhttp://gezginmimar-merze.blogspot.com

[4] Age.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s