Yüzleşme Yazıları

Bozgun ve toprak kaybıyla baş etmenin farklı biçimleri olabiliyor. Tarihte pek çok kez sonuç almış askeri seçenek yeğlenebilir ama sınavdan başarıyla çıkmak için başka yollar da benimsenebilir. Önemli olan serinkanlı düşünmek, artıyı eksiyi iyice tartıp biçmek, sonra da en avantajlı doğrultuyu belirleyip kararlılıkla yürümektir.“[1]

Altı yüz yıllık “fetihçi” Osmanlı geleneğinde yetişmiş, askeri seçenek dışında bir şey düşünemeyenlerin 9 Eylül 1922’de şehre girişine uzun süre “istirdad” (geri almak) denir, Ankara’da, Meclis’te böyle söylenir, gazetelerde de böyle yazılır…

                                                      **       **       **

İzmir’i “geri almak” işi yarım bırakmak demektir, doğru olan “İzmir’in İstiklâli”dir.

“Fransız Devrimi’nden yüz yıl kadar sonra ilân edilen Meşrutiye ile yaşıt, yani 1876 tarihinde ilk baskısı yapılan Şemsettin Sami’nin  “Kamus-u Türki”sinde şöyle tanımlanır istiklâl:

“Kendi başına olmak. Kimseye tabi olmayıp kendi kendine olma.” [2] Eşlerin boşanması bile,her bir eş açısından “istiklâl”dir.

İstiklâl’e; “tek millet ülküsü/davası”nın ithali sırasında siyasi anlam yüklenir; Fransız Devrimi’ni “tek millet olmak” olarak anlayanların dört elle sarıldığı bir anahtar kavram olur “istiklâl”.

“Kurtuluş” çok sonraları, başına “emperyalizm” eklenerek takılmış isimdir.

“Ulusal Kurtuluş”, dil mühendisliği ertesinde ortaya atılan takma isimdir.

                                                    **       **        **

“İstiklâl”i, Ankara’da Millet Meclisi açılışından üç gün önce yayınlatılan “Börekçizade Fetvası” ile ilişkilendirdiğimiz takdirde, daha iyi anlaşılır.

23 Nisan 1920’de Ankara’da sadece Müslümanlardan oluşan (yani Milli) Meclis toplanmadan önce, yapılacak siyasi ve askeri eylemlere İslâmi dayanak sağlamak için, 16 Nisan 1920 tarihinde,   Ankara müftüsünden bir “fetva”  alınır.  Fetva’da şu ifade yer alır:

“Dünyanın nizamının sebebi olan İslam Halifesi Hazretleri’nin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin Emirinin (Padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanı olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek, İslam askerleri silahlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak şehit edilmiş, Halifelik merkezini koruyan bütün istihkâmlar, kaleler, savaş aletleri zapt edilmiş ve resmi işleri yürüten ve İslam ordusunu donatmakla görevli Bab-ı Aliye (Başbakanlık) ve Harbiye Nezaretine el konulmuştur. Bu suretle halife, milletin gerçek menfaatleri uğrunda tedbir almaktan men edilmiştir. Örfi idare (sıkıyönetim) edilip harp divanları kurulmuş, İngiliz kanunları uygulanarak kararlar verilmek suretiyle halifenin yargı hakkına müdahale edilmiştir. Yine halifenin rızası olmadığı halde, Osmanlı toprakları olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa taraflarına düşmanlar tarafından tecavüz edilerek oradakileri, Müslüman olamayan uyruklarla el ele vererek İslamları toptan yok etmeye, mallarını yağmalamaya ve kadınlarına tecavüze, Müslüman halkın bütün kutsal inançlarına hakarete kalkışmışlardır. Anlatılan şekilde hakarete ve esirliğe uğrayan halifelerini kurtarmak için, ellerinden geleni yapmaları bütün Müslümanlara farz olur mu?”[3]

Bu fetvaya dayanarak “Adana, Maraş, Antep ve Urfa” Ermenilerinin yurtlarına dönüp evlerini barklarını geri almaları “düşman tecavüzü” kapsamında değerlendirilmiş ve yine bu fetvaya dayanılarak, daha Millet Meclisi’nin yedinci birleşiminde, 29 Nisan 1922 günü, “Kurtarılmış yerlerden kaçan veya kaybolan ahalinin taşınır ve taşınmaz mallarının idaresi hakkında” çıkarılmış olan kanun, İzmir ve çevresinde de uygulanabilmesi için, tekrar yürürlüğe sokulup, 25 Eylül 1922 tarihli gazetelerde yayınlanmıştır. Birinci maddesi şöyledir:

“Düşman istilasından kurtulan mahallerde (yerlerde) sahibinin firar (kaçmaları)  veya gaybubetine mebni (kaybolmalarından dolayı) sahipsiz kalmış olan emvali menkule (taşınır mallar) hükümetçe usulü dairesinde bilmüzayede (arttırma usulüyle) füruht (satışı) ve emvali gayrı menkule (taşınmaz mallar) ile mezruat keza (ekili yerler de) hükümetçe idare edilerek ismen ve bedeli icar (kira bedeli) ve hasılatı sairesi ve mesarif (diğer gelirleri ve  giderleri) düşülerek ve emtia (ticari mallar) bedelentenzil (bedeli düşülerek) emanet hesabına kaydedimek üzere mal sandıklarına tevcih olunur (bırakılır). Ancak bunlardan avdet edenlerin (geri gelenlerin) emvali gayrı menkuleleri  (taşınmaz malları) ile emaneten mal sandığına teslim edilmiş olan meblağ (paralar) kendilerine iade olunur (geri verilir.)”[4]

“İstiklâl Harbi”nin kazanılmasından, İzmir’in “istirdad”ından sonra yanan veya yanmadı ise  el konulan “Müslüman olmayan uyruklar”ın mallarının tamamı İzmirli Ermeni ve Rumlarının mallarıdır.

11 Eylül 1922’de, yani Ankara Kuvvetleri İzmir’e girdikten iki gün sonra Ankara Meclisi’nde “kurtarılmış yerler”de  alınacak önlemler üstüne bir önerge verilir. Önerge şöyledir:

“Meşgul (işgal altında) vilâyetlerimizin düşmandan kurtarılması sebebiyle, mûtat vazaifi Hükümet (alışılmış hükümet görevleri) haricinde hâsıl olan binlerce dâva ve vazifelerin âcilen rüyet ve halli (görülüp halledilmesi) ve yaralı Milletimizin tedavi ve takviyesi için kurtarılan yerlerdeki berveçhi zir (aşağıdaki gibi) sayılan dertlerimize Büyük Millet Meclisinin hemen vazıyet etmek vazifesidir (el koyması görevidir)”[5] 

Bu önerge üstüne söz alan maliye bakanı, Gümüşhane’de emvali metruke zengini Hasan Fehmi Bey şöyle der:

“Bildiğiniz gibi ordu Uşak’tan Alaşehir’e doğru ilerlerken biz, üç tane ganimeti harbiye komisyonu gönderdik. Bunlar, üç kol üzerinden ganimeti yazmaya başladılar. Fakat ganimet o kadar çoktu ki, bu yalnız tespit ve yazma ile kaldı….”

Aynı maliye bakanı üç ay kadar sonra yaptığı konuşmayla “kurtuluş”a noktayı koyar:

“Müsaadenizle biraz da İzmir vaziyetine temas edeyim. Efendim, İzmir’de ve bütün emvali metruke yanan ‘kısmı hariç olmak üzere emvali metrukenin menkul kısmı – miktar ifade edemem, çünkü henüz nakde tebdil edilmemiştir (çevrilmemiştir). Tahmini acizaneme göre mücadeleyi milliyenin ihtidasından (başlangıcından) bu sene nihayetine kadar olan açıklarımızı kapatabileceğini ümit ediyorum…”[6] 

                                                 **       **       **

İtilaf devletleri yani İngiliz, Fransız, İtalyan vatandaşlarının ve levanten Osmanlı vatandaşı İzmirlilerin veya başka ülke vatandaş ve şirketlerinin menkul ve gayrı menkullerine zarar vermemeye itina edilir. Eğer istenmeden zarara uğratıldılar ise tazmin edilir.

Foto: Bir emvali metruke, yani ganimet; bugün İzmir Atatürk Müzesi; dün Ispartalıyan Yalısı. (Bkz.  “Ispartalıyanlar ve Kordon’daki Konak”, https://hyetert.org)


[1] Amin Maalouf, “Uygarlıkların Batışı”, s.82-83  Yapı Kredi Yayınları 2.Baskı, 2020

[2]  Bknz: ulusoytalat.com/”İSTİKLÂL” Nedir? (10) Not: “İSTİKLÂL” Nedir, başlıklı 14 dizilik yazıların bütününün pkunmasını ayrıca öneririm.TU

[3] Ali Sarıkoyuncu- Milli Mücadelede Din Adamları- Diyanet İşleri Yay.-Ank.1999 – S.30-S.38,39

[4]  Ahenk, 25 Eylül 1922, Havadatı Vilayet, s.3

[5] TBMM Zabıt Ceridesi  c22, s.609

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, cilt 3, 29 Kasım 1922

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s