Yüzleşme Yazıları

“Kamu yararı, insanların ihanet etmelerini, yalan söylemelerini ve katletmelerini gerektirir!”[1]

Yalan “hakikat”e ihanettir. Kurtuluşlar ve zaferler konusunda “kamu yararı” gözetenlerin yazdığı ve söyledikleri “gerçek” ile yetinmek insanları iradeleri dışında “hakikat”e ihanete sürükler.

“Kamu yararı” karşısında insan “gerçekçi” olmayı bırakabilmeli, vicdanıyla “geçmişin hakikati” aramaya koyulmalıdır…

                                                      **       **       **

9 Eylül sabahı Ankara hükümeti birlikleri İzmir’i “kurtarır”, yönetimi ele alır. O gün İzmir’deki durum Fahrettin Paşa’nın anılarında şöyle aktarılır:

”Bir Merkez Kumandanlığı teşkil edilerek emrine inzibat kıt’aları verildi ve emniyet teşkilâtı yeniden işletilerek hükûmet ve belediye ile işbirliği yapıldı. Şehirdeki yüz binden fazla Rum, Ermeni ve Musevinin ileri gelenleri Hükümet’e (hükümet konağı kastediliyor-tu) getirilerek asayişin korunması ve saklanmış düşman asker, silah ve eşyasının Kışla’ya gönderilmesi tenbih edildi… Yunan ordusunun terk ettiği mühimmat ve eşya depoları koruma altına alındı… Gece yarısından sonra tüfek sesleri üzerine bütün mahalleleri otomobille bizzat dolaştım; tüfek seslerinin, o sırada İzmir’e giren Kolordu mızıkasının çalmaya başladığı İzmir Marşı’nı duyan halkın sevinç tezahürlerinin yeniden canlanmış olduğunu anladım. Hiçbir fenalık olmadı. Kışla meydanına toplanan esirlerin 4000’e yaklaştığını gördüm. Biraz dinlenmek üzere Kramer Oteli’ne döndüğüm zaman sabaha karşı, Cephe Kumandanlığı’ndan bir emir aldım. Bunda, yarın İzmir’e gelecek olan I.Kolordu Kumandanı’nın (Sakallı Nurettin-tu) İzmir Valiliği’ni üstleneceği … bildiriliyordu.” (Prof.Bilge Umar, İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, s.283-84, Bilgi y.1974)

Fahrettin Altay, 9 Eylül günü İzmir geri alındıktan sonra gece yarılarına kadar şehirde sakin bir ortamın varlığını anlatıyor. Konak’ta, Sarı Kışla önünde toplanan esirler Yunanistan Krallığı ordusundan arta kalanlardır.

Peki, ne oluyor da, “Kurtuluş”tan dört gün sonra İzmir, geçmişinde görülmemiş bir büyük felaketin içine düşüyor?

13-18 Eylül günlerinde, o dört gün boyunca barışın İzmir’e dönüşünü bekleyen her dinden, her dilden insanlar, nasıl oluyor da “ganimet” peşinde koşanların Rıhtım’a kovaladıkları alevlerin içine düşüyor?

                                                      **       **       **

Velhasıl, “Cennet İzmir”, dört günün sonunda “Dante’nin Cehennemi”ne döner; yanar, yıkılır, sokaklar ve rıhtım boyu cesetlerle dolar. Yangının boyutu “İzmir İstatistik Müdüriyeti”nin kayıtlarında şöyle verilir:

“İzmir’de mevcut 42.945 haneden hariki hasıl esnasında (yangın sırasında) 14.004 hane muhterik (yanmış) olarak, 28.941 hane elyevm (halen) mevcut(tur), dükkân ve mağaza miktarı da 9.696 adettir.”[2]

Ne İslâm mahallesinde, ne Yahudi mahallesinde yangın çıkar, Ermeni ve Rum mahallesinden yüksekteki bu yerlerin vicdan sahipleri için, alevleri sussa bile dumanı bitmeyen yangın, yüz binden çok Hristiyan İzmirli ve Egeli’nin dinmeyen feryatları yürek sızısı olarak içlerine çöker kalır.

Bu “Büyük Felaket” günlerinin can kayıpları konusunda İzmir yetkili makamları veya Ankara Meclisi’nin verdiği bir bilgiye rastlanmaz. Ancak,

“Toplam ölü sayısını kesin olarak hesaplamak zordu. Birleşik Devletler Acil Durum Komitesi’nden Edward Hale Bierstadt’a göre, yaklaşık olarak 100.000 kişi ölmüş ve 160.000 kişi (18-45 yaş arası erkekler-tu) iç kısımlara sürülmüştü…”[3]

25 Aralık 1925 tarihli “The Times” gazetesinde, İzmir Tütün Şirketleri’nin sigorta şirketleri poliçelerinde yetkili kılınan Londra mahkemesinin temyiz kararında yaklaşık 180 bin olarak karara geçer ölen İzmirlilerin sayısı.

İzmir bu büyük yangını, “Büyük Felâket”i asla “resmen” hatırlamaz! Olsun, değil mi ki Fahrettin Paşa İzmir’i “istirdad” eder (geri alır); Nurettin Paşa “istiklal-i tam” gayesini geçmiş “başarıları”nın çok üstünde bir gayret ve fakat “felaket” ile sağlar, gerisi teferruattır!

İzmir’in merkezinde şöyle geniş bir bulvara ya da meydana neden “Nurettin Paşa” adı verilmez, şaşarım.

Öyle ya, savaşta mağlubiyetin ve tehcirin mimarı Talât Paşa’nın adını taşıyan bulvar olur da, İzmir’in “kurtuluş”unda “hakkı” olan Nurettin Paşa adı bir “çıkmaz sokak”a bile verilmez!


[1] Montaign’den aktaran Marjorie Housepian Dobkins, “İzmir, Bir Kentin Yıkım”, s.139, Belge Yayınlar2012

[2] Ahenk, 30 Mart 1923, Vilayet Havadisi, s.3

[3] Giles Milton, Kayıp Cennet, s.237, Şenocak Yayınları Mart 2009.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s