“Saklı” Soygun Tarihi

“Saklı” Soygun Tarihi

Allah’ın “yürü ya kulum“ dediği, emre uyulduğu, ancak bir harf zammıyla bunu “yürüt ya kulum” diye anlayan bazı muktedirlerin, “Fon Skandalı” adı takılan tartışıldığı şu günlerde, böyle bir olayın “tarihimizde ilk kez” görüldüğü dillendirilmeye başlandı. Gerçekten doğru mu bu? Bir bakalım.

Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, 1 Kasım 1918 gecesi ortadan kaybolur, 2 Kasım 1918 sabahı Tarabya açıklarında bir Alman savaş gemisine binerek yurtdışına kaçarlar. Niye kaçarlar?

İktidarı bırakan İttihat ve Terakkî Cemiyeti (Fırkası/Partisi), 5 Kasım 1918 tarihinde olağanüstü kongre yaparak kendini kendini kapatma kararı alır. Niye kapatır?

Üç “büyük paşa”, Osmanlı ülkesini Almanya’nın koltuğu altında savaşa sokarak İslam ve Hristiyan iki milyona yakın Osmanlı vatandaşının ölmesine sebep olmuş “savaş suçluları”dır. “Vatan haini” olarak yargılanacak, cezalandırılacaklardır. “Üç “kahraman paşa” çareyi kaçmakta bulur!

Üç “kaçak paşa”ya, Cumhuriyet resmi tarihinde itibarları iade edilir, heykelleri bile dikilir.

İttihatçı bu paşalar ve kimi taraftarları sadece “savaş suçu” ile değil, savaş yıllarında yaptıkları “Vagon Skandalı” ile de suçlanırlar. Resmi tarihte bu “suç” da yer almaz.

Oysa, 13 Aralık 1918 tarihli Müsavat (Eşitlik) gazetesinde yayınlanan aşağıdaki başyazıdan anlıyoruz ki, “Vagon Yağması” yapanlar İzmir’de yargılanmaya başlamış. Okuyalım.

(Okumaya başlamadan şu noktayı da kafamızdaki bir deftere yazalım: Ne “Üç Paşalar” ne de “vagon vagon yürütenler yüz yıldır niçin yargılanmamıştır ve nasıl “aklanmış”tır?.. Cumhuriyet bunları niye saklamıştır?”

* * *   * * *   * * *

VAGON ve KOLİ YAĞMASI ETRAFINDA

Pazar (9 Aralık-tu) günü ilk derece ceza mahkemesinde bulunanlar bu memlekette koli ve vagon dağıtımı adı altında neler yapıldığına, ne garip bir biçimde işlerin yürütüldüğünü öğrenmişlerdir. Her şeyden önce gerek dinlenen tanıkların sözleri ve gerek avukatlarının söyledikleri incelenmeye değerdir.

Bir gazetenin hakkında yazdığı kötüleyici yazılardan dolayı Ali Hikmet Bey tarafından mahkemeye başvurmasının altından da bir çok sorunlar çıkmış olması işi temizlenmeyecek bir hale getirdi. Ali Hikmet Bey’in şahsı bazıları için saygıya değer olabilir. Fakat ifadesi alınan tanığın söylediklerine göre adı geçenin görevini  doğru biçimde yapmamış olduğunu ve büyük bir ahlak dışılıkla ticaretle hiç de ilgisi olmayan bir çok kimselere koli ve vagon dağıtımı yaptığı görülmüştür. Dünya Savaşı’nın doğurduğu yokluklar içinde nakliye araçlarının kıtlığına rağmen dağıtımın özellikle tüccarlara yapılması gerektiği halde adeta malı ganimet yağması gibi rast gelene koli ve vagon verilmiş olması esef edilecek bir durumdur. Buna memleketin ekonomik hayatı adına üzülmeyecek bir kimse yoktur. Bize bu konuda gecikmeden söz ettiren de her şeyden kutsal bildiğimiz memleketin yararıdır.

Tanıklar arasında adını söylemeyi uygun bulmadığımız konuşmalar yapanlar da oldu. Hatta bir tüccarın hiçbir koli almaya muvaffak olamayarak daima şundan bundan ve özellikle komisyonculardan parasıyla almakta olduğunu ve büyük bir zarara girdiğini söylemesi üzerine Ali Hikmet Bey’in avukatlarının biri “Niçin protesto etmemişler?” sorusunu yöneltti. Buna karşılık adını şimdi hatırlayamadığımız o tüccar o devirde protesto değil, yanlarına sokulmak, bir söz söylemek mümkün olmuyordu… Ardarda yaptığım müracaatlarımın birisinde beni odasından bile kovdu… dedi. Bir taraftan  .., .., Miloviç’e[1] vesaireye koli ve bavul verilirken ticaretle alakası olmayan piyanistlere, sanatçılara bol bol ikramda bulunurken , bir tüccar kovuluyor, yasal olan hakkından mahrum bırakılıyor… Ne üzücü bir çelişki…

Biz doğrusu böyle bir açıklamada hükümetin böylesine önemli bir yönetim lekesinin bulunmasını arzu etmezdik… Gönül arzu ederdi ki İngilizlerden ve Fransızlardan uğursuz savaşın zoruyla alınan bu trenler[2] düzgün bir şekilde idare edilmiş olsun. Bunun böyle olamadığını gördüğümüz için üzgünüz.

Artık bugün gerçekleşmiş bir durumdur ki tren idaresi büyük ölçekte haksızlıklar ve mantıksızlıklar yapmıştır. Bu idarenin müdürü ve ilgili memurları mahkemede açıklanan bir çok mesele karşısında artık görev yapamazlar. Hiç değilse bunlar şimdiden memuriyetten ayrılmak zorunda olduklarını hissetmelidirler.

Tanıkların bazısı öyle önemli, söylendiğinde hayretlere düştüğümüz öyle etraflı açıklamalarda bulundular ki adeta,

Korkmaksızın halka söylenmez hakikati söyledi.

Görevi yalnız tüccarlar, yalnız ticaretle uğraşanlara hükümetin tren vagonlarında az çok birer yer vermekten ibaret iken ve avukat Bekir Behlül Bey’in söylediği gibi her rastgelene her müracaat edene bol bol vermek konusundaki mazereti bir bilgisizliğe dayandıramayacağız. Bu zarar kasten meydana getirilmiş olsa gerektir. Böyle kasdi bir şekilde memleket hesabına zarara yol açmakta devam edilmemesi gerekirken ve her fenalığın önüne geçmek mümkün iken aksine bu yola gidilmemesi bilmem ki ne tarzda bir anlayışa maruz kalır. Bu zararı geçende de bir nebze bahsettiğimiz gibi rençberler, tacirler ve İstanbul ahalisi çekti. Biri tarafta bu uğurda yüzlerce binlerce liralar kazanmış ticaretle ilişkisi olmayanlar memleketin, milletin zararına olarak refah ve saadete gömüldü.

Bi mehabe halka söylenmez hakayık söyledi.[3]

Hiç düşünülmedi ki bu harmanın elbette bir sonu vardı.  Ve elbette bir hesap günü gelecekti. Her amir ve memur bilmeli ki gelecekte bir gün kendisinden hesap sorulur ve cezası verilir.  Biz bu davanın daha çok süreceğini ve pek çok hakikatlere erişmemize sebep olacağını zannediyoruz.

Fakat böyle bir davanın görülmesi esnasında demiryolları idaresinin o büyük amiri kendisini kurtaracak hiçbir savunmada bulunamamakla beraber tanıkların açıklamaları karşısında makamını bırakmaktan başka bir çare kalmadığını bilmelidir. Aksi takdirde netice geç de olsa buraya sürüklenecektir.

** **  **

Bugünkü soygunun ve yüz on, yüz yirmi yıl öncesinden bu yana hesabı sorulmayan, “devletin bekası için” saklanan diğer bütünsoygunların heasabı sorulmadan, geçmişle yüzleşimeye başlanmadan barış ve huzur bu memleketin kapısından inanın zor girer, ama girecek!!!


[1] Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’da adı geçen savaş yıllarında istanbul’da yaşayan kadın operet artisti olmalı. Karaborsa vurguncularından oluğu rivayet edilir.(tu)

[2] İzmir-Aydın demiryolu İngiltere, İzmir-Kasaba (Turgutlu) ise Fransızlar tarafın yapılmış ve işletilmişti.(tu)

[3] Memleket, millet çırpındı, saadet bekledi, yoruldu, ümit etti/ Ziya Paşa-tu)

Bir Cevap Yazın